Fatih şıvkın

Fatih şıvkın

, bir kitap okudu
Puan vermedi·464 syf.·
2021 70. kitabı
Turgut Özakman
9.1/10 · 1.049 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sokrates-öncesi Yunan felsefesinin en büyük iki filozofundan biri olan Parmenides’ in (M. ö . 540) felsefesini şu iki cümle ile özet­ leyebiliriz: ‘Varlık vardır; var olmayan var değildir’. Normal bir okuyucuya bu iki önerme, öznede söylenen şeyi yüklemde tek­ rar eden önermeler olarak açık bir biçimde doğru, fakat önemsiz, Katta anlamsız, çünkü boş iki cümle olarak görünebilir.- Ancak on­ lar tüm felsefe tarihinin en önemli cümleleri arasında yer alırlar. Yukarda Thales’ in herşeyin aslının, arkhesinin, ana madde­ sinin temelde su olduğuna ilişkin cesur varsayımından söz ettik. Su buhan gibi gazlı, buz gibi katı cisimler de suyun seyrekleşme­ si veya yoğunlaşması sonucu varlığa gelen iki değişik varlık türü pkluklanna göre bundan, var olan herşeyin aslında suyun değişik Biçimleri olduğu sonucuna geçmek mümkündü. Thales ve diğer ilk Yunan filozoflarının ana problemi, değişen peylerde değişmeyen bir şeyin olup olmadığını araştırma prob­ lemi idi. Yunanlı, özellikle Batı Anadolu kıyılarında yaşayan ve kendisine İyonyalı denilen Yunanlı, uzun zamandan beri hayatı­ nın hemen hemen her alanında büyük ve önemli değişmeler, hat­ ta devrimler yaşamaktaydı. Çünkü M. ö . VII. yüzyılın Batı Ana­ dolu’ su gerek ekonomik-dcari, gerekse siyasi-kültürel büyük de- Pştnelerden geçmekteydi. ö te yandan uyanık fikirli ve iyi gözlemci olan bu insanlar hiç JOphesiz doğanın kendisinde de sürekli bir hareket ve değişm olduğunu gözlemlemekteydiler: Mevsimlerin sürekli değişmesi; canlıların doğmaları, büyümeleri, yaşlanmaları, ölmeleri; bitkile­ rin yeşermesi, sararması, kuruması ve benzeri değişmeler herke­ sin sıradan deneyleri içindedir. Yunanlı, anlaşıldığına göre, bütün bu değişmelere, özellikle de toplumda ve kendi hayatında mey­ dana gelen değişmelere hayli korku ile bakmakta ve onu
Düşünce
Pragmatizmin diğer önemli temsilcisi W . James ise bir önerme­ nin doğru olduğunun biricik göstergesinin onun pragmatik olarak işe yaraması olması gerektiği görüşündedir. Ona göre teoriler, kar­ şılaştığımız problemleri çözmek için teklif ettiğimiz araçlardır. On­ ların doğru olup olmadıklarını ancak pratikte bir işe yarayıp yara­ madıklarım görmek suretiyle anlayabiliriz, örneğin Saik Polio aşısı­ nın ‘doğru’ olup olmadığını anlamak için onun pratikte çocuk fel­ cini önlemede ‘başarılı’ olup olmadığım görmek zorundayız. Böy- lece James de doğruluğun ölçütünün, bilimin herhangi bir öner­ mesinin doğruluğunun ölçütüyle aynı olduğunu ileri sürmektedir. öte yandan James ‘pratik olarak işe yaramak’ tan bazen bir başka şeyi, ‘psikolojik olarak işe yarama’ yı da kastetmektedir, ö r­ neğin, acaba Tann’nın varlığım kabul etmeyen materyalist teori mi doğrudur, yoksa O’nun varlığım kabul eden spiritualist teori mi? James’e göre, onlardan hangisi psikolojik olarak bizim davra­ nışlarımız üzerinde pratik bir yarar sağlıyorsa o doğrudur: Eğer bir materyalist, Tann’nın varlığım kabul etmemesi sonucu hayata olumlu bir biçimde bakamıyor, geleceği olumlu bir biçimde ku­ ramıyor, toplumu olumlu bir biçimde inşa edemiyorsa, onun bu teorisi ‘yanlış’ür. Bunun tersine eğer spiritüalizm, Tann’nın var­ lığına olan inana sayesinde deney dünyasını daha başardı, daha güvenli bir şekilde inşa ediyorsa onun bu teorisi ‘doğru’ dur, çün­ kü pratik olarak ‘ yararlı’ dır.
Düşünce
Ruhla beden arasındaki ayrım ve buna bağlı olarak ruhun ölümsüzlü­ ğü görüşü, aslında Menon diyalogunda Sokrates'in kendisinin de işa­ ret ettiği gibi Yunan dünyasında daha önce bilinmeyen bir görüş değil­ dir. O, daha önce "dinsel konularda bilge olan" adamlarla "Pindaros gibi Tanrısal esinden pay almış şairler"in savundukları görüştür. Şüp­ hesiz Platon'un "dinsel konularda bilge olan adamlar"la kastettiği mistik Orpheus ve Dionizos kültü mensupları ve onların bu konudaki görüşlerini paylaşan Pythagorasçılardır. Yunan Sır Dinleri'ne ayırdığımız bölümde Dionizos kültü men­ suplarının ölen, öldükten sonra dirilen bir Tanrı anlayışını kabul ettik­ lerini görmüştük. Homeros'ta ölümden sonra diriliş fikrinin önemsiz olmasına karşılık, Dionizos kültü mensuplarının öldükten sonra diri­ len Tanrılarının kaderini payiaşarak yeniden dirilecekleri inancını öretilerinin ana inancı olarak benimsediklerini de biliyoruz. Aynı şekil­ de Orpheusçuluğun da bir ölüı n iünün öteki dünyaya gitmesi ve tekrar geri dönmesi ana inancına dayandığına değinmiş, eski Pythagoras ç ılı­ ğa mal edilen en ünlü öğretinin ruh göçü (reincarnation) görüşü oldu­ ğunu görmüştük. Bu görüş insan ruhunun bu dünyada bir başka insa­ nın veya hayvanın bedenine geçtiği ve böylece bedenden bedene dotaş­ tığını ileri sürmekteydi. Şimdi ruhun bedenden bedene dolaşabitmesi için özü veya yapısı bakımından bedenden ( arklı ve ond a n ayrı bir var­ lık olarak tanımlanması gerektiği açıktır. Buradan bir adım daha ilerleyip, ruhun insanın geJçek özünü oluşturduğu, onun bedenle ilişkisinin asıl özünü bozduğu, kirlettiği görüşüne ulaşmak da zor değildi. Bu görüşün mantıksal sonucu ise be­ denin genel olarak ruh için bir kötülük olduğu görüşü olacaktı. Kısa­ ca Platon'un Menon'da sözünü ettiği, Phaidon'da daha bir ısrarla
Düşünce