ArZuM

ArZuM
@Book1000Kitap
İçte neyse, dışta o, Üstte neyse, altta o
Osmanlılık; seferleri artık sona ermiş bir çürük tekne olabilir. Fakat biz sadece Osmanlı değiliz ki? Biz Osmanlı olmadan önce Türk'tük. Bugün de Türk'üz. Kaybolmakta olan sadece Osmanlı vatanıdır. Halbuki Türk'ün vatanı işte dünyayı kaplıyor. Çünki, Türk'ün yaşadığı her yer, hangi bayrak altında olursa olsun Türk'ün vatanıdır. Bu vatanın sınırları Tuna' dan, Meriçten, Altaylara, Çin Seddi'ne hatta Sarı Deniz'e kadar uzanıyor. Arap çöllerinden ve Himalayalar'dan Kuzey Buz Denizi' ne kadar uzanıyor. Buraları kimin elinde olursa olsun Türk'ün vatanıdır. Hem şimdi aslımızı, daha gerilere ulaştırmakla yeni kahramanlar kazanıyoruz: Oğuz Han, Bilge Kağan, Cengiz Han, Timurlenk, Babür Han ve daha niceleri...
Sayfa 49·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Balkan Harbi'nden önceki günlerdeydi. Bu dergide bir "üzümcü"nün öyküsünü okudum. Bu üzümcü sokaklarda dalga dalga uğultular yaratarak: — Çavuş üzümü, çavuuuuuuş.... diye bağırdığı zaman sesinde, öykücünün yazdığına göre, eski kale burçlarında atılan naralar dile geliyordu. Bu ses, bir zaman ülkeleri fetheden süva-rilerin gürültüleri gibi bambaşka, insanı saran bir şekilde tasvir olunuyordu. Bu öyküdeki üzümcü, tergåh başlarında müşterilerine bin bir dil döküp dalavere çeviren Rum, Ermeni bezirgânlarından başka bir ınsandı. Bu insan, yüksek bir soydan ve erkek bir varlıktı... Ben üzümcünün öyküsünü ilk okuduğum zaman, bu öykünün derin tesiri altında kaldım. Derin düşüncelere daldım. Bu öykünün basıldığı mecmua, diğer meseleleri de başka türlü alıyordu. Bu mecmuaya göre bilinmeyen, fakat büyük bir Türk milleti vardı. Bu milletin tarihi, Osman Gazi'nin çadır kurduğu Söğüt, yahut Domaniç yaylasından başlamıyor-du. Milletin ilk varlığı da üç yüz çadır halkından ibaret değildi. Bu milletin vatanı, Osmanlı devletinin sınırladığı yerlerden bile büyüktü. Onun vatanı Türk milletinin yaşadığı her yerdi. Gerçi bu vatan bölünmüştü. Parçalanmıştı. Millet yer yer esirdi. Fakat: — Tarih birliği, — Irk birliği, — Dil birliği, - Dilek birliği, olunca, onun bir gün kurtulması, kalkınması ve kendi toprakları üstünde kendi saltanatını kurması mukadderdir deniliyordu. Çünkü yeni görüşe göre, aslolan milletti. Vatan, bu milletin yaşadığı her yerdi.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Ordular çökmüş, sınırlar çözülmüștü. Saray bir hiçti. İhtilâlin o kadar gürültüyle getirdiği şeylerden orta-da, bir hayal kırıklığından başka bir şey kalmamıştı. Bu görülmemiş hayal kırıklığıyla maneviyat bozukluğu içinde memleket, son dakikalarını yaşıyor gibiydi. Çocukluğumda bize misafir gelen şom ağızlı hoca hanımın haber verdiği şeyler, galiba doğru çıkıyordu: Evveli Şam, âhiri Şam!
Sayfa 46·Kitabı okuyor
Aşk veya savaş destanlarının havası, hurafelerden başkaydı. Bunlarda yaşayan tabiatdışı mahlüklar değil, insanüstü kahramanlardı. Lirik öykü ve destanların hepsinde müşterek olan şuydu: Bunlarda aşk, hiçbir zaman visale ulaşamayan bir şey, yani "ebedi bir hasret"ti. Mecnun Leylẩ'yı arar, Leylâ için yanardı. Fakat Leylå'yı gördüğü zaman tanımaz ve her rastladığı kıza: — Sen Leylâ mısın? diye sorardı. Cevap alması da şart değildi. Çünkü Leylå'yı esen rüzgâr, uçan kuş, çağlayan su, yahut da dağda dolaşan gazal yavrusu pekâlâ temsil edebi-lirdi. O zaman sazını ahr, ebedi hasretinin, yani mutlak ve soyut aşkının coşkunluğunu anlatırdı.
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Hele çiçeklerimizin içinde bir cins zambak vardı ki, onun büyümesi-ni, yetişmesini, tomurcuklanıp çiçek açmasını, anamla ben âdeta gözlerimizle takip ederdik. Nihayet ilk çiçekleri beyaz dudaklarını açtığı gün, onu baştan aşağı gelin telleriyle süslerdik. Bu bir âdetti.
Sayfa 11·Kitabı okuyor