Kübra Nur Koç

Kübra Nur Koç
@Bookbird
Bir insan ne kadar yürekliyse, o kadar korkaktır. Bunun böyle olduğunu bir insan ancak seksenine gelince anlar.
Sayfa 66
Reklam
Biz dünyanın kıyametiyiz. Bu anlamda kendi kendimizin de kıyame­tiyiz. Bu nasıl bir ironi - adını insandan alan ilk çağ, antroposen, çok büyük ihtimalle onun sonu olacak.
Sayfa 111
Geçmiş çürür mü, yoksa plastik poşetler gibi neredeyse hiç değişmeden etraftaki her şeyi yavaşça ve derinden zehirler mi? Bir yerlerde geçmişi geri dönüştürecek fabrikaların da olması gerekmiyor mu? Geçmişten geçmiş dışında bir şey yapmak mümkün mü? Ters yoldan, ikinci el de olsa, bir çeşit geleceğe geri dönüştü­rülebilir mi? İşte sana sorular .
Sayfa 110
Sürekli geçmiş üretiyoruz. Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Canlı geçmiş makineleri, başka neyiz ki? Zaman yiyoruz ve geçmiş üre­tiyoruz. Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmi­şi kalır. Sonra tüm bu şahsi geçmiş nereye gider? Onu satın alan, toplayan, atan birileri var mı? Yoksa rüzgarın sokakta savurduğu eski bir gazete gibi yuvarlanıp durur mu? Tüm o başlayıp tamamlanmamış hikayeler, terk edilen sevgililer, kesilen ve kanamaya devam eden ilişkiler -"kesilen'', sözcük tesadüfi değil, kasaplık terimi- nereye gider?
Sayfa 110
Hayat (ve zaman) nasıl bir soygundur, ha? Nasıl bir haydut. . . Uy­sal bir kervana pusu kurup saldıran en kötü eşkıyalardan bile daha kötü. Bu haydutlar sadece kesenle ve gizli altınlarınla ilgilenir, on­ları sakince, itiraz etmeden teslim edersen kalanı sana bırakırlar -hayatı, hafızayı, kalbi, malum organı. Ama bu soyguncu, hayat ve­ya zaman, gelip her şeyi alır - hafızayı, kalbi, duyma yetisini, ma­lum organı. Seçmez bile, eline ne geçerse. Bu yetmiyormuş gibi bir de dalga geçer. Ne yapıp eder, göğüslerini sarkıtır, poponu eritir, sırtını büker, saçlarını seyreltir, beyazlatır, kulaklarının içine kıllar eker, bedeninin üzerine benler, ellerinin üzerine ve yüzüne yaşlılık benekleri saçar, tüm kelimelerini çaldığı için, aptallaşmış ve hafızadan yoksun halde saçmalamanı veya susmanı sağlar. Bu pislik - hayat, zaman veya yaşlılık, fark etmez, hepsi aynı çete, ay­nı tayfa . . . Başlangıçta en azından kibar olmaya çalışır, ölçüyle, fark ettirmeden usta bir yankesici gibi çalar, ufak tefek şeyler -düğme, çorap, yukarıda solda hafif bir batma, gözlerde iki derece, albümden üç resim, yüzler, adı neydi . . .
Sayfa 109
Reklam