Uzun zamandır okumak isteyip de sonunda okuduğum bu güzel kitapla merhaba diyorum. Elbette bu kitabı okuyanlarınız vardır. Kitabın kendisi hafif ve ince; ancak içeriğinin derinliği asırlar öncesine uzanır.
Peki neler var bu kitapta?
Öncelikle, dilin yirmi çeşit hastalığından bahsedilir. Ardından bu hastalıkların çözümleri ve dilin insana kazandıracağı iyi ya da kötü hâller anlatılır. Anlatım; hadisler, ayet-i kerimeler ve sahabelerin yaşadığı olaylarla desteklenir. Böylece doğruyu bulmamız için sağlam bir zemin oluşturulur.
Dil öyle bir şeydir ki insanı ya refaha kavuşturur ya da yüzüstü cehenneme sürükler. Nitekim kitapta geçtiği üzere, aynen aktarıyorum:
“İnsanları yüzleri üstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin kazandığı günahlardır. Dilin şerrinden ise ancak onu İslâm’ın edebiyle edeplendiren ve helâl sözlerle sınırlı tutan kimse kurtulur.”
Gazali, dili süsleyerek anlatmaz.
Onu makyajlamaz.
Dilin arkasına saklanan niyetleri tek tek ortaya çıkarır.
Dedikodunun “sohbet”, kırıcı sözlerin “doğruluk”, susmamanın ise “samimiyet” kılığına nasıl sokulduğunu açıkça gösterir.
İmam Gazali, Dil Belası’nda dili sıradan bir iletişim aracı olarak görmez. Ona göre dil, insanın en kolay günaha sürüklendiği kapıdır. Çünkü çoğu günah için niyet gerekir; ancak konuşmak için çoğu zaman durup düşünmeyiz.
Kitapta; yalan, gıybet, laf taşımak, alay, kibir, boş konuşmak ve susulması gereken yerde konuşmak gibi pek çok dil afeti tek tek ele alınır. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.v) “Güzel söz sadakadır” buyruğu ise bu noktada bir denge unsuru olarak karşımıza çıkar.
Gazali, dili tamamen susturmayı değil; onu terbiye etmeyi öğütler. Yani mesele konuşmak değildir; mesele, ne için ve kimin adına konuştuğumuzdur.
Dil bazen bir ibadet hâline gelir; bir teselli cümlesiyle, yerinde bir