İkinci bir hayatım olsaydı, kendime şöyle derdim:
Sevdiğin kişinin sözlerine değil, cesaretine bak.
Seni gerçekten seven; yanında durmaktan korkmayan, seni sahiplenmekten çekinmeyen, adım atmaktan kaçmayan insandır. Sevgi saklanmaz, ertelenmez, yarım bırakılmaz.
Seni gerçekten seven biri;
sen yorulduğunda yükünü alır,
korktuğunda elini tutar,
kararsız kaldığında net olur.
Bahane üretmez. Belirsizlik yaratmaz. Seni “acaba”larda bırakmaz.
Korkak bir kalp sevgiyi taşıyamaz.
Cesareti olmayan biri, duygularını da koruyamaz.
Ve sen, yarım sevgilere razı olacak biri değilsin.
İkinci bir hayatım olsaydı, kendime şunu da söylerdim:
Sevdiğin insan, sensiz yaşamayı düşünemeyecek kadar seni hayatının merkezine koymalı. Çünkü sevgi; ihtimal değil, kararlılıktır. His değil sadece, aynı zamanda duruştur.
Ama aslında ikinci bir hayat yok.
Bu hayat var.
Ve bugün var.
Bu yüzden bugünden itibaren;
Seni gerçekten seveni seçeceksin.
Adım atabileni, mücadele edebilenini, yanında dimdik durabileni…
Seni kaybetme ihtimalinden korkan ama seni sevmekten korkmayan birini.
Çünkü sen, korkak birinin tereddütlerinde kaybolacak biri değilsin.
Sen, cesur bir sevginin huzurunu hak ediyorsun.
Kaybolmuş bir insanın, kendisini ancak bir başkasında bulabileceğine bütün kalbimle inandım. Mühim olan o insanı bulabilmek. Aynı kederi paylaştığınız o ruhla karşılaştığınızda, tanıdık bir şeyleri görmek umudunuzu diriltir. Bir mucize kadar hayret verici bir karşılaşma; ortak kederli ruhların birbirini bulması
Füzûli demiş ki:
"İnsanın ar damarı ne zaman çatlar biliyor musun?
Birinin gözyaşına sebep olduğu hâlde, sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya başladığında.