Tanrı ipleri çekerek olacakları belirleyen bir kukla oynatıcısı değildir. Kukla oynatıcısı kuklaları dışardan yönetir, yani bir 'dışsal neden'dir. Oysa Tanrı dünyayı bu şekilde yönetmez, doğa yasalarıyla yönetir. Bu yüzden de Tanrı-ya da doğa olan biten her şeyin içsel nedenidir. Bu da doğadaki her şeyin zorunlu olarak gerçekleştiği anlamına gelir. Spinoza doğada yaşananlar hakkında determinist bir görüşe sahipti.
Ama Descartes bu sıfır noktasından başlayarak çalışmayı sürdürmeyi denedi ve şu bilgiye ulaştı: Her şeyden şüphe ediyordu ve kesinlikle emin olabileceği tek şey de buydu. Sonra da şunu fark etti: Çok emin olabileceği bir şey vardı ve bu da şüphe etmekte olduğuydu. Ama eğer şüphe ediyorsa, düşünüyor olmalıydı aynı zamanda ve eğer düşünüyorsa, düşünen bir varlık olduğu da kesindi. Ya da kendi deyişiyle: "cogito, ergo sum."
Aquinolu Thomas felsefe ya da aklın bize bildirdikleri ile Hıristiyan vahyi ya da inancı arasında uzlaşmaz bir çelişki bulunduğuna inanmıyordu. Birçok zaman Hıristiyanlık ve felsefenin anlattıkları aynıydı. Yani aklın yardımıyla Kutsal Kitap'taki gerçeklerin aynısını bütün yönleriyle kavramak, ortaya çıkarmak mümkündü.