Tutalım ki seni her şeyden çok seviyorum dedim, aslında bu bile sevgi sayılmaz; senin bir bıçak olman, benim de bu bıçakla içimi deşip durmamdır sevgi.
O zamanlar, esen rüzgârı bağrı ile karşılar, tamburunun sesini dinleyenlerin yüreklerinde odlar tutuşurdu. Ağzından çıkan her şey havada kapılırdı. O zamanlar sevmeyi de acı çekmeyi de ölüp ölüp dirilmeyi de bilirdi. Üzengide doğrulup vedalaşırken gözyaşı dökmeyi de bilirdi. Niçindi bütün bunlar? Şu ihtiyarlık çağında pişman olmak, boz küller altında korların sönüp gitmesi gibi gençlik yıllarının geçip gittiğini görerek acı duymak için mi?”
Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur.”
“.. Demek ki insanın beyni bir dakika düşünmeden duramıyor, o garip
başı öyle yaratılmış ki istese de istemese de düşünceler ard arda
geliyor, bir düşünceden öbürü doğuyor, herhalde ölünceye kadar böyle
devam ediyor bu…”
Yola çıktıkları andan beri, denizin dalgaları gibi
birbirini kovalayarak basını dolduran anılar ve düşünceler karsışında işte böyle bir keşif yapmış oldu