İşitilen şey, görülen şeyden daha dehşet verici olabiliyor sanki. Sadece sözcükler ölüm gerçeğini kesinleştirebilir. Biri o öldü demediği sürece hâlâ bir umut vardır.
Mutluluk kısa sürer, tıpkı o bahar açıp solan nergisler ve fulyalar gibi. Hüzün, her şeyi boğan ve 'babamın onlardan kurtuluş yok' dediği inatçı otlar gibi uzun süre kalır.
Çok sessiz bir şekilde 'Canım çok acıyor artık', dedi, bunu iki kez tekrarladı, 'Çok acıyor' ... Onun gibi biri canının acıdığını söylüyorsa, bu acının son aşamasıdır.
Ölmekte olan babanızı izlerken en ağır şeylerden biri, o an elinizden gelenin en iyisini yapıp yapmadığınıza dair suçluluk duygusudur. Yemek yemeyi kestiğinde, hemşire çağırıp onu yirmi dört saat boyunca seruma bağlamalı mıyız?