Aşk, bir inanç eylemidir ve çehresi daima gizemle örtülmelidir. Yaşanan her an sonuna kadar hissedilmeli; çünkü çözümlemeye ve anlamaya uğraştığımız saniye büyüsü kayboluyor. Uğruna dolambaçlı ve aydınlık yollarında ilerleriz, yeryüzünün en yüksek noktalarına çıkar, denizlerin en derinlerine ineriz ama bunları yaparken bizi idare eden ele daima güvenmemiz gerek. Korkumuza yenik düşmedikçe mutlaka bir sarayda uyanırız; aşkın talep ettiği adımları atmaya çekinir ve ondan her şeyi açıklamasını beklersek hiçbir şeye ulaşamaz hale geliriz.
"Aşk bir zehirdir. İnsan âşık olduğu anda hayatının dizginlerini kaptırır, varlığı tehdit altındadır artık; çünkü gönlü ve aklı bir başkasının olur.
Sevdiği kişiyi elinde tutmak için her şeyi yapmaya hazır hale gelir, tehlike algısını kaybeder. Aşk denen açıklanamaz ve tehlikeli şey benliğini yeryüzünden süpürüp yerine sevdiği kişinin arzuladığı türde bir insan bırakır."
Hayat bana neden bu kadar kısa zamanda bu kadar çok şey yaşattı, bilmiyorum.
Zor anlara dayanıp dayanamayacağımı görmek için.
Özümün sağlam olup olmadığını görmek için.
Bana tecrübe kazandırmak için.
Ama bunu başarmanın başka yolları, yöntemleri de var. Ben ruhumun karanlığında boğmasına, hiç kimsenin rehberliği olmaksızın kurtlar ve başka vahşi hayvanlarla dolu bu ormandan geçirmesine gerek yoktu.
Tek bildiğim, ne kadar ürkütücü olsa da bu ormanın bir sonu olduğu; benim niyetim oraya ulaşmak. Galip gelirsem cömert davranacak, hakkımda yalanlar uyduranları suçlamayacağım.
Yanlış devirde doğmuş bir kadınım ben, hiçbir şey düzeltemez bunu. Gelecekte hatırlanacak mıyım, bilmiyorum ama şayet hatırlanırsam mağdur bir kadın olarak değil, cesur adımlar atmış ve ödemesi gereken bedeli korkmadan ödemiş biri olarak görülmek istiyorum.