Zweig'ın hayatının son günlerinde kaleme aldığı ama tamamlayamadığı kitabı Clarissa yayıncısı tarafından tamamlanmış.
Clarissa en başından beni içine çeken bir modern klasik romanı oldu. Genelde dili akıcı olmayıp okuru sıkan kitaplar gibi algılansalarda modern klasik romanları pek çok açıdan içine çeken eserler oluyor.
Hikaye Clarissa'nın okul yıllarından başlamış olup hayatının çalkantılı dönemlerini de okumamıza izin veren bir romandı.
Sessiz ve dışarıdan soğuk görünmesini sebebini babasıyla paln katı ilişkisine bağlıyorum. Kendini zaman zaman silik bir insan gibi görüyor karakterimiz. Babası orduda görevli rütbeli ve hayatını tamamen işine adamış bir insan. Dolayısıyla çocuklarıyla hep katı bir ilişkileri var. Ancak Clarissa babasına hayrandı. Hatta babasının gözüne girmek için her dediğini yaptı. Kitabın ilk yarısında Clarissa'nın kişiliğini, babasıyla olan ilişkisini ve ayakları üzerinde durmaya çalışmasını okudum.
İkinci yarısında ise babası ordu görevinden ayrılıp ortadan yok olmasıyla Clarissa kendine bir yol çizip paraya ihtiyacı olmamasına rağmen bir psikoloğun yanında sekreter olarak çalışmaya başlıyor. Profesör Silberstein biraz histerik biri olsa da iyi bir insan. Clarissa'yı ayakları üzerinde durmasını sağlamak için Fransa'ya iş bahanesiyle gezmeye gönderir. Ve Clarissa orada hayatının aşkı Leonard ile karşılaşıyor. Arkadaşlıktan gelişen bir ilişkiye birbirlerine bağlanan karakterlerimiz dönemin siyasi ortamından olumsuz etkilendiler. Birbirlerinden savaş dolayısıyla ayrılmak zorunda kaldılar. Leonard Fransa için savaşmaya Clarissa da babasının önerisiyle Avusturya için hemşirelik yapmaya başlar. Ancak Clarissa Leonard'ı sevmeyi bırakmasa da hamile olduğunu öğrenmesiyle adeta yıkılır. Aklında sadece babasının onurunun kırıldığı düşüncesi bir süre yer
"Ediz'in son kez gözlerime baktığı o anı düşündüm. Çimen yeşili gözlerini belki de son görüşümdü. Bilseydim biraz daha uzun bakardım. Bu düşünce bende ağlama isteği uyandırdı. Bir sorunun bu kadar can yakacağı aklıma gelmezdi."
"Ediz Çağıran içimde öyle büyük bir yer kaplamıştı ki yokluğu, düşenin dibine kırk yıl sonra ulaşabildiği, içinde kan ve yanıklar bulunan cehennem vadisi Veyl gibiydi."
"Bir sürü soru vardı aklıma takılan. Mesela kalbimdeki sızıyı merak ediyordum en çok. Neden böyle hissediyordum ki? Bu hissin ne olduğunu biliyordum ama deli gibi reddediyordum. Ediz Çağıran'a değer mi veriyordum? Yoksa daha fazlası mıydı?"