“Bir adam vardı. Suyu arıyordu. Toprağı üç kulaç, beş kulaç kazdı. Suyu bulamadı.
On kulaç, on beş kulaç kazdı. Gene suyu bulamadı.
Sonra yerin derinliklerinde kara kaya tabakalarına rastladı .
Yeise düştü , gücü sona erdi ve suyu bulmaktan ümidini kesti.
Fakat bir ses ona:
- Daha derinlere in, daha derinlere, dedi.
Daha derinlere indi ve suyu buldu.”
İlber Ortaylı farkıyla Atatürk'ü okuma ve o dönemi yaşamak çok güzeldir. Kitabı okumaya başlayınca elinizden bırakamıyorsunuz. Sanki sohbet ortamında İlber Hoca anlatıyor siz dinliyorsunuz gibi.
İlber Ortaylı kitap da zaman zaman özellikle günümüzde ortaya çıkan bazı maksatlı ve yersiz yorumlara da cevaplar vermektedir. Eserini fotoğraflarla zenginleştirmesini çok beğendim.
Aşçı, yaver, şoför, garson gibi yakınındaki kişilerin ifadelerinden şunları görüyoruz. Gazi gayet mütevazı, görgülü ve nazik bir insandır. Müsrif ve aşırı tüketici olmadığı, hesaplı davrandığı açık. Balkanlarda ve Şark'ta bu gibi önderler iktidara mütevazı adamlar olarak gelirler. Ancak arkalarında birçok çocuk ve akrabalardan oluşan zengin bir zümre bırakırlar. Atatürk iktidara geldiği gibi dünyayı terk etti. Emlakı ve parasını kamuya bıraktı, yakınındaki manevi kızlarına maaşlar bağladı. Çankaya'da hayatın mütevazı bir reisicumhurunki gibi olduğu anlaşılıyor.