Her insanın bir diğeri için engin bir muamma oluşu, üzerine kafa yorulması gereken şaşırtıcı bir gerçektir. Gece vakti büyük bir şehre girdiğimde karanlıkta kümelenmiş bütün o evlerin her birinin içlerinde kendi sırlarını barındırdıklarını düşünürüm, her bir evin her bir odasında ayrı bir sır vardır ve bunların içlerinde çarpan her bir yürek de hemen yanı başındaki yüreğin bile bilmediği ayrı bir sır taşır içinde! En berbat şeyler, hatta ölüm bile böyledir. Sevdiğim şu kitabın sayfalarını daha fazla çeviremem artık, boş yere bir gün hepsini okumuş olmayi umarım. Bir zamanlar, üzerinde ışık parladıkça dibe çökmüş hazinenin ve diğer batıkların göründüğü suyun dipsiz derinliklerine bakamam artık. Tek bir hareketle kitabın sonsuza dek kapanmasına karar verilmişti çünkü, oysa yalnızca bir sayfasını okumuştum daha. Sonra ışıklar yüzeyde oynaşıp dururken, suyun sonsuza dek donmasına karar verildi ve ben ne yapacağımı bilemez halde öylece durdum kıyıda.
(spoiler içerir )
Çarpıcı bir son ile biten kitabın son derece yalın ve akıcı ilerlediğini söyleyebilirim.Açıkçası başkahramanlardan biri olan George'un, kitabın başından beri Lennie'yi öldürmeyi amaç edindiği fikrinden yanayım. Lennie'nin Curley'in karısını öldürdüğü sırada dışarıda eğlence vardı ve George'un böyle bir kalabalıkta Lennie'yi yalnız bırakmayı göze alması normal değildi. Zira tam da buna benzer bir olay daha önceden yaşanmıştı. Lennie dışında herkesin bir arada olması tam da George'un isteyeceği bir durumdu. George bütün çiflik üyelerinin yanındaydi. Lennie kötü bir şey yaparsa şüpheli asla George olmayacaktı. George'un istediği oldu. Bu olay hem ondan kurtulması için mükemmel bir bahaneydi. Hem de çiftlik yönetiminin gözüne girecekti. Tabii kitabın yazıldığı dönemi ve yazarı düşünürsek kitapta o dönemin amerikasından da bulgular bulabiliriz.
Göz, kökleri kopup bedenden ayrılınca, kendi başına kalınca artık hiçbir şey göremez.
Çünkü, bu hesaba göre, ahiretin nimetlerine kavuşacak olan insan değildir, yani biz değiliz, çünkü ruh ve beden bizim esaslı iki parçamızdır; onların birbirinden ayrılması olan ölüm, varlığımızın yok olmasıdır.
Ufacık bir toprak davası için halkın içinden on beş kişiyi seçmeyi akıl ediyoruz, sonra en önemli davamızı tutup bilgisizliğin, adaletsizliğin ve kararsızlığın anası olan halkın oyuna bırakıyoruz. Akıllı bir insanın, hayatını düşüncesiz bir sürünün oyuna bırakması akıl kârı mıdır?
"An quidquam stultius quam quos singulos contemmas eos aliquid putare esse universos? (Cicero)
Ayrı ayrı bakınca değer vermediğimiz kimselere, bir araya geldikleri zaman değer vermekten daha büyük budalalık olur mu?