Boşluk hissi ruhun yavaşça silinmesidir ve bu acı kaybolmaya götürür.
işte bu yüzden, bu hislere sahip olanlar;
Huzurlu bir limanda yok olmaktansa fırtınayı seçer.
Canı yanarken bile "hayatta olduğunu" hissetmeyi tercih eder.
Dalgaların arasında savrulmayı göze alır,
Tehlikeli bir aşk, kaotik bir kavga ya da belirsiz bir bekleyiş...
Acı, boşluktan daha gerçektir.
Korku, hiçlikten daha canlıdır.
Zihin, hissiz kalmamak için ateşe yürümeyi göze alır.
Çünkü bazen insan,
Hiçbir şey hissetmemektense...
Parçalanmayı bile bir "varoluş" sayar.
Benim adım Mina. İki ay önce Suriye'den, Hama'
dan yola çıkak. Annem bana sıkı sıkı sarıldı.
Yol boyunca hiç bırakmadı. Bazen yürüdük, bazen çok
kalabalık otobüslere, tozlu kamyonlara bindik. Yollar
hep çukurdu. Zıplaya zıplaya gidiyorduk. Ama annem
beni hiç bırakmadı. Yolda insanlar hep bir şeyler konuştular.
Otobüste bazıları çok ağladı. Aslında ben de
ağladım. Benim babamı öldürdüler Hama' da. Niye öldürdüler
bilmiyorum, o zaman annem çok ağladı, ben
de ağladım.
Yolculuğumuz çok uzun sürdü. Bir keresinde iki
çocuk, bir de yaşlı amca öldüler yolda. Onlara yol kenarında
mezarlar yapa adamlar. Çocukların mezarları
küçüktü. Anneleri mezarlarına sıkı sıkı sarıldı, çok ağ-
ladılar, gelmek istemediler. Ama adamlar onları çektiler,
gitmek zorundayız dediler.
Bir yere vardığımızda herkes biraz daha sevinçli oldu.
Bazı adamlar dedi ki, gece karanlık olunca denizin
kenarına gidip orada gemiye bineceğiz. Anneme siz gelemezsiniz
dediler. Annem onlara çok yalvardı. Sonra
koynundan üç tane bilezik çıkardı, adamlara verdi, tamam
o zaman, siz de gelin dediler.
Bizim köyde deniz yoktu. Ben hiç deniz görmedim
hayatımda. Annem de görmemiş. Karanlıkta denizin
kenarına gidince yine göremedik denizi. Adamlar bizi
bir gemiye bindirdiler. Çok kalabalık olduk. Annem
bana sarıldı, hiç bırakmadı. Adamlar dedi ki kenarları
sıkı sıkı tutun, annem beni daha sıkı tuttu. Denizin üstünde
çok sallandık. Kapkaranlık olduğu için denizi
göremedim. Yüzüme tuzlu sular geldi. Tuzdan ben