Numara yapıp onların sınıfından biriymiş gibi davranamazdı. Sahte tavırları başarısızlığa uğrayacaktı, üstelik sahte tavırlar takınmak tabiatına aykırıydı. Hayatında yapmacıklığa ve hileye yer yoktu. Ne olursa olsun samimi kendisi gibi davranacaktı. Henüz onların lisanından konuşmuyordu ama zamanla bunu da başaracaktı.
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Nazım Hikmet Ran
Tüm yaşamı boyunca aşkın yokluğunu hissetmiş, aşka aç yaşamıştı. Doğası aşkı arzuluyordu. Varlığının yapısal bir ihtiyacıydi aşk. Buna rağmen aşksız yaşamış, bu süreçte de katılaşmıştı. Aşka ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti. Şimdi de farkında değil aslında. Sadec fiilen uygulamasını görmüş; gördükleri karşısında heyecanlanıp bunun güzel, yüce, muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.
… o anda kızın annesi ve anne kızın kollarını birbirine dolayıp kendisine doğru yürümeleri gözlerinin önüne geldi. Kendi dünyasındaki anne babalar ile çocukları arasında bu gibi sevgi ve şevkat gösterilerine yer yoktu.
Bu yukarıdaki bir dünyada erişilen üstdüzey bir yaşamın keşfedilmeseydi