Kimse bilmez nerede kalır ölümüz. Ben Torosa ölmeye geldim. Baba toprağıma. Ölüm burnuma burcu burcu kokuyor. Bir eşkıya adamı, İnce Memed olmuş birisini, ağaların beylerin horladığı dünya kabul etmiyor Sarı Ümmet Ağa. Yeryüzü gökyüzü kabul etmiyor. Nereye giderim, Ümmet Ağam? Bir kanadı kırık kuşum ki, el kadar da olsam, beni hiçbir çalı kabul etmiyor.
Bazı bazı ölürcesine korkuyor, ölümü, boşluğu ta yüreğinin başında duyuyor, titriyor, bedeni tepeden tırnağa bir ölümle ürperiyordu. Kendi kendini çoktan ölüme mahkum etmişti ama, ölümün nasıl geleceğini bir türlü kestiremiyor, dehşet de merak ediyordu.
Hızarcıyı kuşatanlar, kırk kurşunla onu elek gibi yapanlar askerler değil, köylüler. Koca Memedin boğazına ipi takıp sürükleyenler askerler değil, köylüler...