Ne yazık ki başkalarına karşı bu temel adalet ve iyi niyet hissi bizimki gibi giderek en zengini zengin eden ve geri kalanları global rekabetin çılgınlıklarına terk eden bir toplumda tehlike altındadır. Medyamız ve okul sistemlerimiz giderek daha fazla maddi başarının, yani hem spor alanında, hem de sınıf içinde başkalarını yenmenin önemini vurgulamaktadır. Artan rekabet ortamında, orta sınıfa ve üst sınıfa ait ebeveynler çocuklarına 'avantaj' olarak düşündükleri her şeyi giderek daha fazla sunabilmek için daha aşırı uçlarda davranmaya başlamıştır. Rekabete yapılan bu daimi vurgu, insanların akıl sağlığı ve sosyal bağlılık için gerekli olan işbirliği derslerini, empatiyi ve fedakarlığı köreltmektedir.
"Bir nehrin, bir derenin, bir koyun yanında birkaç dakika olsun zaman geçirmek. Yıldızlı bir gecede yere uzanmak. Bir saat süreyle herhangi bir yöne doğru yürümek ya da araba sürmek, sonra geri dönmek. Gidilen yeri bilmeden herhangi bir otobüse binmek. Gün doğumunu selamlamak. Şehrin ışıklarının geceleyin gökyüzünü perdelemediği bir yere gitmek. İbadet etmek. Özel bir arkadaş. Ayaklarını sarkıtarak bir köprünün üstünde oturmak. Bir bebeği kucaklamak. Ağaçlardan oluşma bir halkanın ortasına oturmak. Güneşte saçlarını kurutmak. Yağmur suyu dolu bir fıçıya ellerini sokmak. Saksılara bitkiler dikmek ve bu arada ellerinin kirlendiğine emin olmak. Güzelliği, letafeti, insanların dokunaklı zayıflıklarını gözlemek..."
"Bugün yaptıklarınız gelecekte sizin anasosyal kuşaklarınızı etkiler. Kızlarınızın kızlarının kızları muhtemelen sizi hatırlar, daha da önemlisi sizin izlerinizi takip eder."