Basın hürriyeti,basında şuur ve içtihad bırakmadı.Neşredilen içtimai,edebi ve siyasi organların birçoğunun ticaret vasıtası olduğunu görüyoruz.Yazılanların ve yapılanların şaşkına döndürücü fırtınası arasında nesil,kanaat sahibi bir vicdan arıyor
20. Asırda bile büyücü ve bakıcıyla yanyana çalışırken Kur'an'ı bol bol okudukları halde,Allah'ını arayan ruhların ümit kapılarını tıkayan bu Din Adamlarının İhanetini Tarih Asla Affetmeyecektir.Filhakika yüzyılların biriktirdiği gelenekler onlara muzır ve meş'um kuvvet oluyor,onlar da ne yaptıklarını bilmiyorlar.Hep nefislerine götüren yollarda Allah'ı arıyorlar.
Aklın prensipleriyle ilahi hakikatleri kavramaya çalışmak boşuna gayret olduğu gibi,aklın anlamaktan aciz olduğu dini hakikatlerin inkarı da,aklın sınırlarını bilmeyişten ileri gelen kibirle cehalet karışımı bir şaşkınlıktır.
...hep ayrı yollardan gitsek bile sonunda aynı millet davasının huzurunda diz çökelim.Müslüman Türk'ün çarpan nabzına,onu tedaviye koşan bütün eller uzansın.İşte milliyetçilik bu ulvi hizmet anında başlayacaktır.
Hiçbir üstün otorite tarafından dışarıdan kontrol edilemeyen,muhtariyeti böylece derebeylik manasında kullanılan üniversite bugüne kadar ne bir heyet,ne devlet,ne de millet huzurunda mesuliyetlerinin hesabını vermiş değildir.