Bertrand Russell’ın Aylaklığa Övgü adlı eseri, birbirinden bağımsız görünen ama ortak bir eleştirel damarı olan denemelerden oluşur. Russell, belediyelerden faşizmin kökenlerine, modern toplumun çalışma anlayışından bireyin mutluluğuna kadar birçok konuyu yalın ama derinlikli bir üslupla ele alır.
Kitaba ismini veren “Aylaklığa Övgü” ve “Midas’ın Mirası” denemeleri, benim en çok üzerinde durduğum ve saatlerce düşünmeye değer bulduğum metinler oldu. Russell, “Aylaklığa Övgü”de uzun çalışma saatlerini insanı geliştiren değil, aksine yıpratan bir sistem olarak yorumlar. Ona göre iktidar sahipleri, sadece üretim için çalışan, ruhen ve bedenen yıpranmış kitleler yaratmak ister. Modern kapitalist düzende 12 saatlik iş günleri –hatta kimi sektörlerde daha fazlası– toplumun gerçek değerlerine hiçbir katkı yapmaz, yalnızca sermayedarların kârını büyütür. Russell’ın bu eleştirisi bugün de geçerliliğini koruyor.
“Midas’ın Mirası” ise mitolojik Kral Midas’ı simgesel bir figür olarak kullanır. Her dokunduğunu altına çeviren Midas, sonunda açlık ve yalnızlıkla baş başa kalır. Russell’a göre modern toplum da bilimi ve üretim araçlarını kullanarak muazzam bir zenginlik yaratmıştır; fakat bu zenginlik, çoğunluğun refahına dönüşmemiştir. Tıpkı Midas gibi, insanlık kendi elleriyle bolluğu kıtlığa çevirmiştir.
Sonuç olarak Russell, çalışmanın yalnızca sermaye biriktirmek için değil, insana özgü değerleri besleyen bir etkinlik olması gerektiğini savunur. Ona göre aylaklık, sadece ayrıcalıklı bir sınıfın değil, bütün insanların hakkıdır.