Osmanlı, Batı'da örneklerine rastladığımız kendine özgü bir "kapı bekçisi" rolünü oynayan ulusal aydınını yetiştirmemişti. Deyim yerindeyse, stratejik yerleri -askeri ve sivil yönetimi- "kul" olarak kabul ettiği devşirme-dönme kökenlilere teslim etmiş, halkını ise toprağa bağlı köylü (reaya) konumuna getirmiştir. Bu ikili toplum (dual society) yapısı Osmanlı düzeninin bir ayrışımıdır. Toynbee'nin yerinde tespiti ile halkı "sürü", yöneticisi ise "çoban" olan bir toplum modeli. Ancak, bir tarih felsefecisi olarak Toynbee, tarihin akışını göz önüne alarak, bu ikili yapılaşmada rolleri tersine çevirerek, günü geldiğinde "kul" olanın çoban, "çoban" olanın da "kul" durumuna düştüğünü açıklayacaktır.