Avrupa Birliği'nin beynini oluşturan kilit ülke, Almanya'nın Kürkçü gerilla örgütlerinin mobilizasyonu ve ülkemizde yuvalanmaları için kara delikler oluşturmaya çalışmakta olduğu ise herkesin malumudur.
Kemalist Devlet, otoriter olmuştur. Bu kaçınılmaz bir durumdu. Tutucu eşraf desteğiyle bir Kurtuluş Savaşı'nın gerçekleştirdikten sonra toplum katlarında başka bir desteği olmayan bir milliyetçi kadronun toplumsal devrim isteği, otoriter bir Devleti zorunlu kılardı.
Köklü bir toprak reformunu, Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirme olanağı bulamayışları, milliyetçi-devrimcilerin en büyük talihsizliği olmuştur. Nitekim, çaresizlik içindeki büyük kütleleri kendine zincirleyen tutucu sınıfların egemen olduğu bir toplumsal yapı çerçevesinde girişilen çok partili hayat, demokrasi yolunda bir ilerici hareket olmaktan çok milliyetçi-devrimci hareketin sonu olacaktır.
Toprak reformu gibi, köy endüstrileri de aşağıdan henüz hissedilir bir tepki gelmeden, Kurtuluş Savaşı'nın milliyetçi-devrimci kadrosunun, güçlü hakim sınıflar aleyhine giriştikleri şerefli bir devrim hareketidir.
20.5.1947 tarihli genelgeyle, öğrencilerin serbestçe okumalarına karşı çıkılmış ve onların "seviyelerine uygun" kitaplar okumaları kararlaştırılmıştır. Çoğu Milli Eğitim Bakanlığı'nca dünya klasiklerinden yaptırılmış çeviriler, yine aynı bakanlıktan gönderilen listelere göre, Köy Enstitüleri kitaplıklarından alınmış ve yaktırılmıştır.