"Sayın Mumcu, Diyanet İşleri yurt dışına din hizmeti götürmekte çok geç kaldı. Kalınca da yurt dışında Süleymancılık, Milli Görüşçülük gibi akımlar at oynattı. Hemen yurt dışına din adamı gönderelim dedik. Baktık mevzuat yok ortada, tabii para da... Suudilerle anlaştık. Bir mutabakat gereğince Türk imamlarının aylıkları bir süre, 1982 yılından 1984 yılına kadar Rabıta örgütünce ödendi."
Din, kutsal bir duygu. İnsanla Allah arasında kalması gereken bir alan. Ancak görülüyor ki, siyasal akımlar, dini Allah ile kul arasındaki kalması gereken yerden çıkarıp siyasetin aracı haline getiriyorlar.
Her yerde soruyorum. Büyükelçilik ya da konsolosluklarda görevli müşavir ve ateşelerimize soruyorum. Süleymancı imamlara soruyorum, Milli Görüşçüler'e soruyorum, Kaplan Hoca'nın adamlarına soruyorum. Hemen hemen herkese soruyorum: "Allah bir, Kur'an bir, peygamber bir ise nedir bu ayrılık?" Her biri kendine özgü nedenler sıralıyor. Hiçbir inandırıcı değil. Niçin bu ayrılık? Niçin birer mezhep kavgası gibi bitmez tükenmez kin? Niçin bu uyumsuz? Bu uyuşmazlığın nedenleri, dinsel olmaktan çok siyasal nitelikte... Birinci neden bu... Bu uyuşmazlığın kökü Federal Almanya'da değil Türkiye'de, Tahran'da, Riyad'da... İkinci neden de bu! Bir dönem geliyor, bu akımlardan biri siyasal koruma görüyor. Bir başka dönemde koruyanlar ve korunanlar değişiyor. Siyasal gelişmelere göre kadrolar oluşuyor. Böylece din, din olmaktan çıkıyor, çeşitli siyasal partiler arasında bir propaganda ve güç gösterisi aracı oluyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yurt dışındaki din hizmetlerinde yetersiz kalması bir boşluk doğurmuş, bu boşluk, "Süleymancı", "Milli Görüşçü", "Nurcu" ve "Ülkücü", daha sonra da İran yanlısı kuruluşlarca doldurulmuştur.
Yurt dışında cami ve mescitler; Süleymancılar, Milli görüşçüler, Diyanetçiler, Ülkücüler ve Kaplan hoca yanlarında partelenmiş gibi. Dernekleri ayrı, camileri ayrı, cemaatleri ayrı. Bu ayrılığın dinsel nedenlerden çok siyasal nedenleri ön planda.