Kalp hastası, astım ve daha birçok hastalığı olan bir kız Yeşil. Konuşamıyor. Aynı zamanda birçok korkusu da var. Kan görmekten ve en enteresanı da Güneşi görmekten korkuyor. O kadar ki dışarı hiç çıkmıyor. Daha küçükken bir ameliyat oluyor ve ona çok değerli bir kalbin naklini yapıyorlar. Ama bu kalp neden değerli onu bir türlü anlamadım. Neden servet değerinde yani neden herkes peşinde bu kalbin? Konuyu sevsem de kurguda eksiklikler vardı. Ya da sonraki kitaplarda anlayacağızdır bunları belki. Çünkü bu kalbi kimler yerleştirmiş ve o günlerde neler yaşamış, bunlar da muamma. Neyse Yeşil’in annesi o küçükken ölmüş ve hiç görmediği babası onu idam mahkumlarının denek olarak kulanıldığı Ötanazi okulu isimli bir hapishaneye gönderiyor. Orada özel bir odada yaşıyor Yeşil ama buna yaşamak denirse. Zayıf ve hastalıklı haliyle zor günler geçiriyor. Görmeyi çok istediği babası onu öldürmesi için Gölge isimli bir suikastçi ile anlaşıyor. O kısımları da bilemiyoruz. Babası neden ölmesini istiyor veya neden bunun için suikastçi tutuyor belli değil. Kızın zaten az bir ömrü kalmış. İlerleyen kitaplarda öğreniriz deyip geçiyoruz. Neyse suikastçi Gölge Yeşil’i görünce ve onunla iletişime geçince kızı öldüremiyor. Birbirlerine abayı yakıyorlar fakat bu aşk Yeşil’in kalbine hiç iyi gelmiyor. Eksikliklerine rağmen okumak güzeldi. Yan karakterler de çok renkliydi. Yazarın tarzını seviyorum.