Buket Gökhan

Bu kitap distopya türüne bir hakaret
(Spoiler içerir ama bence yine de okuyabilirsiniz çünkü bu kitabı okuyarak zamanınıza yazık etmenize gerek yok) Adını ilk duyduğum zamandan beri ön yargılı olduğum o kitaba bir şans vermeye karar vermiştim. Daha doğrusu bir şans vermekten çok abartıldığı kadar iyi mi, gömüldüğü kadar kötü mü yoksa bu ikisinin arasında mı görmek istemiştim. Aynı zamanda okurları öyle editler yapıyorlardı ki gerçekten de ağır ve etkileyici bir kitap olduğunu düşünmüştüm. Bu yüzden kitabı okudum ama sonuna kadar dayanamadım, hatta bazı yerleri atladım. Okunacak gibi değildi cidden, en azından benim için. Şimdi okuduğum yerlerde beni rahatsız eden şeylerden ve kitabın büyük kısmını oluşturan mantık hatalarından bahsedeyim. Giriş bölümünde Eftalya ilk defa birini öldürüyor. Nefesini tutuyor, elleri buz kesiyor, sonra titriyor, midesi bulanıyor falan... Ama nasıl oluyorsa iki dakika içinde toparlanarak ödül almaya gidiyor??? İki dakikadan bile az hatta. İlk cinayetini işlemiş birinin bu kadar kolay toparlanıp bir de sahneye ödül almaya çıkması bana haliyle garip geldi. Adam bir hakim ve Eftalya da adamı Krallık yanlısı olan ve önde gelen avukatların, savcıların, hakimlerin olduğu çok önemli bir davette öldürüyor ama nasıl oluyorsa yakalanmıyor. Kamera kayıtları nerede? O sırada o tarafta başka kimse yok muydu? Hadi yoktu diyelim, kimse onu tuvaletlere giderken veya çıkarken görmedi mi? Hadi kimse de görmedi diyelim, oraya giderken GÜVENLİKLERİN YANINDAN GEÇTİ. Bu adamlar hiçbir şey hatırlamıyor mu? Koruması Sinan da adamları o sırada bayıltıyor ama onu da nasıl kimse görmüyor anlayamadım :D. Birinci bölümde BL yanlısı (elbette Krallık karşıtı) insanların kendilerini savunmak için ellerine para geçtiğinde ekmek falan almak yerine silah temin ettiklerini söylüyor. Hemen sonraki sayfada o
Beyaz LekeAslı Arslan · İndigo Kitap · 20246,1bin okunma
Reklam
Bizimle alay mı ediyorsunuz?
1/10
·764 syf.··
2024 6. kitabı
Aslı Arslan’ın Beyaz Leke kitabı, sadece zamanınızı boşa harcamakla kalmıyor, aynı zamanda mantığa meydan okuyan bir karmaşa sunuyor. 2027 yılında geçtiği iddia edilen bu hikaye, okuyucuyu bilimkurgu ya da distopya atmosferine çekmek bir yana, sürekli "Bu nasıl olabilir?" sorusuyla baş başa bırakıyor. Örneğin, ana karakter Eftalya’nın her gün gidip geldiği bir örgüt evinin devlet tarafından tespit edilememesi kadar komik bir detay daha zor bulunur. 2027 yılındayız, yani teknoloji çağının zirvesi. Ancak Arslan’ın hikayesinde, devletin temel takip yeteneklerinden bile yoksun olduğu ima ediliyor. Daha da saçma olanı, araçla kaçış sırasında havadan bir takip düzenlenmemesi. Bu, günümüz standartlarında bile kabul edilemez bir hata. Hikayede ciddiyet arıyorsanız, yanlış yerdesiniz. Devlet büyüklerinin katıldığı bir davette, bir hakimin öldürülüp kimliğinin bile tespit edilememesi başka bir mantık felaketi. Bu olay, sıradan bir polisiye dizisinde bile daha iyi işlenirdi. Ancak bu kitapta, temel gerçeklik algısı bile çiğnenmiş durumda. Hikayenin absürtlüğü bununla sınırlı değil. İşkenceyle kolu kesilmiş bir karaktere "protezin hemen tedarik edilmesi" gibi inanılmaz detaylarla karşılaşıyoruz. Ayrıca, takip çipi gibi modern teknolojik unsurların hikayeye katılması güzel bir fikirken, "idamdan önce çıkarılması" gibi bir saçmalıkla bu fikir yerle bir edilmiş. Hangi mantık, çipi idam öncesinde çıkarmayı gerektirir? Bu, sadece kötü bir yazım değil, aynı zamanda okuyucunun zekasına hakarettir. Tüm bu mantık hatalarının üzerine, ülkedeki en önemli mahkumun avukatının kimse tarafından ciddiye alınmaması, savcının bile durumdan bihaber olması gibi trajikomik detaylar ekleniyor. Hapishane sahnelerinde mahkumların her gün işkence gördüğü anlatılırken, aynı hapishanede mahkumlara kek
1000Kitap
Beyaz LekeAslı Arslan · İndigo Kitap · 20246,1bin okunma
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2017 18. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2017 22:44
“Başka bir gezegene, oradaki kayaların yapısını incelemek için araç gönderebilecek kapasiteye sahip bu şizofrenik insanlık, milyonlarca insanın açlıktan ölmesini umursamayabiliyor. Mars’a gitmek, yanı başındaki komşuya gitmekten daha kolay görünüyor.” Demiş Jose Saramago 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonraki konuşmasında. Aslında bu anlamlı cümlesinde bile bu Körlük kitabındaki karakterler gibi bizlerin körleşmeye başladığını değil, aksine hepimizin kör olduğunu, kör olup baktığımızı, bakabilen ama görmeyen kör insanlar olduğumuzu belirtmiş. İnsanların yanındakini görmeden, umursamadan hayatlarına devam etmesine, iktidarların, baştakilerin bir yaşamı değersizleştiren tutumlarına karşı ettiği mücadelesinde yazar her daim kitaplarında da devam etmiştir hatta bu mücadelesinde kiliseden bile aforoz edilip ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Kitabı okuduktan sonra kitap hakkında birçok kaynak okudum, haliyle bu kadar güzel kitap okununca insan kitap hakkında araştırma yapmak istiyor ve kitap hakkında inceleme yazarken de okuduğu yazıların etkisinde kalabiliyor, onun için bazı cümlelerim okuduğum yazıların etkisindendir ve tabii Saramago'nun cümleleri de mevcut. Körlük bir post apokaliptik roman, ama en güzel tarafı da alışageldiğimiz nükleer savaş, sebebi bilinmeyen veya bir deney sonucu zombileşme vs. gibi bilindik bir konu olmaması, aksine daha gerçekçi, herkesin hayatında en az bir kere kendi açısından düşündüğü, belki de en çok korkulan engellerden biri olarak görülen, tüm insanların çok net olarak rahatlıkla hissedebileceği şekilde bir kıyamet sonrası, ama bu sefer kıyamete sebep olan ise bulaşıcı olan “körlük”. İnsandan insana geçen, tedavisi olmayan daha doğru tanım yapmak gerekirse körlük ama nasıl bir körlük olduğu da bilinmeyen bir körlük.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132bin okunma
“Doğru kişiyle geçirilen her an kalitelidir..”
1K