Gitmek... Gitmek başlı başına bir meseledir. Bir fiil değil, bir kader çizgisidir. Sizler sanıyorsunuz ki, bir bilet kesmek, bir valize birkaç parça eşya tıkıştırmak, kapıyı çekip çıkmak bu işin tamamıdır. Yanılıyorsunuz. Gitmek, bu kadar basit, bu kadar mekanik olsaydı, hem gidenin hemde geride kalanın içi bu kadar yanar mıydı?
Asıl mesele, nereye gideceğini bilmeden gitmektir. Bilinmezliğib o soğuk, o dipsiz boşluğunu ciğerlerine çekerek yürümektir. Bir hedef yok. Bir varış istasyonu yok. Yönün belli değil. Sadece bir kaçış var. Gideceğin yer, buranın dışı. Gideceğin yer, sen olduğun sürece, bu şehrin, bu hayatın, bu anıların uzağı. Bilinmezlik, artık yeni rotam. Çünkü biliyorum; bir yere doğru gidersen, o yer, buranın bir yansıması olacak. Bir isim koyarsam, o isim, buradaki her şeyi tekrar çağıracak. Ben bir yere gitmiyorum, ben buradan gidiyorum.