Ortaçağ Avrupasında bir Manastırda işlenen cinayetleri çözmek için gelen William ve onun öğrencisi Adso’nun başından geçenler konu ediliyor. Kitap, okuyucunun Adso’nun elyazmalarını okuyaraktan ilerliyor. Tabii bundan önce Eco bu elyazmalarını buluyor ondan sonra böyle roman yapıyor diye başlıyor kitap yani karışık biraz o konu o yüzden girmiyorum çünkü ben de doğru düzgün anlamadım desem yeridir :joy:. Her neyse konusundan bahsettiğime göre biraz eseri yorumlayayım.
Ben bu kitabı 19 günde okudum. Biraz sürüne sürüne okudum desem yeridir. Artık dün akşamleyin boş boş otururken gözüm kitaba çarptı ve dedim ki kendime ben bu akşam bu kitabı artık bitireyim. Bir çaydanlık çay demledim ve o çaydanlığı bitirine kadar yaklaşık iki buçuk saatte kitabı en nihayetinde bitirdim.
Umberto Eco’nun bir sözü var: “ İlk yüz sayfanın bir kefaret ve başlangıç işlevi vardır; her kim bundan hoşlanmazsa kendi bilir, tepenin eteklerinde kalır.” Bunu yayınevindekiler ilk yüz sayfayı kısaltalım dedikleri için demiş. Gerçekten de ilk yüz sayfa çok yoğun ve pek akıcı değil arkadaşlar ben ne okuyorum diye sürekli olarak kendimi sorguladım. 200. Sayfaya kadar geldiğimde ise artık kitabı bırakmak istiyordum çünkü bir sürü Hıristiyan Tarikatları bunların anlayışları, birçok felsefi olarak konuşmalar aldı başını gitti. İşin kötü tarafı Felsefe ve Hıristiyan tarihi hakkında yeterli olmadığım için çoğu şeyi ne yazık ki anlayamadım. İkiyüzden sonra artık yoğunluk devam etsede akıcılık artmaya başladı çünkü Polisiye teması ilerlemeye başladı. Bu sayede eseri zor da olsa okuyabildim. Aslında eser Ortaçağı çok güzel yansıtıyor. İnsan hayatının bir değeri olmadığı, insanların sorgulamadan sadece bazı şeyleri çağrıştırdığı için büyücü ilan edilip yakılması gibi. Fransisken tarikatının yoksul bir hayatı amaç