Ama yine de sırf sen sürdürülebil diye ayın alnında melekçe
Ve şüpheye düşmeden kelebek besleyebilsin diye bir padişah açıkça
Benim alıp kını
Öte yana geçmem gerektir
İçinden memleketi çekeyim diye.
Hem düşünsene;
Bu bizi nasıl da imparatorluklaştırır!
Yoo, hayır! omzunu açma, omzun ideoloji taşır.
Ve fakat 'dil'e rağmen bütün bunlar sevgilim
Ayaklarına beyaz çoraplar giydirmek istemediğim anlamına gelmeyebilir.
Zaten kırılmış bir kızsın şimdi dövülmüş bir av Yanmış ırmaklar öneriyorsun toy bedenine
Kavmin yanlış tufanlardan geçip duruyor
Gözlerime baka baka ağlayıp aşk diyorsun
Bir tekkenin ortasına sirk tireni devriliyor.
Ki hâlâ çocuk övmeye duruyorsam bu
'Şehrin en uzak yerinden gelen o'nunla
Ve İzmit'le ve Fargo'yla ve Horasan'la
Ve Hafıs'ın beni eve götürdüğü kınla ilgili bir matkabı
Girdiği çenemden kemiğiyle birlikte söküp
Şu karşıki düğün salonuna ilave edemememdendir.
Yoksa orospular ve ortaokul öğretmenleri giremesinler diye
Babam ve bilhassa dedem
Mahallemize yeterince toplum polisi gönderilmesi konusunda
Gerekli telefonları etmiş durumdadırlar sevgilim!
Bir tayı öbüründen ayıran en kuvvetli düş
Toynağındaki bakıra aktardığı kuş
Heyhat damar toza keser böyle eve dönemem
O melhem de bu yaraya kifayet etmez.
Modern Türkiye arkeolojisinin temelleri ise Cumhuriyet Dönemi'nde atılır Atatürk tarafından. O'nun 1931 yılında Konya'dan Başbakan İsmet İnönü'ye çektiği: "Memleketimizin hemen her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan kadim (eski) medeniyet eserlerinin ileride tarafımızdan meydana çıkarılarak ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan abidelerin muhafazaları için müze müdürlüklerine ve hafriyat (kazı) işlerinde kullanılmak üzere arkeoloji mütehassıslarına kat'i lüzum vardır." yolundaki telgrafı bu yönde atılmış en önemli adımdır.