Kafamdakileri gerçek anlamda aktarmanın yollarını bulamıyorum.Bazen sanki tüm dünya, tüm yaşam, her şey gelip kafama doluşuyor ve sözcükleri olmam için bağırıp feryat ediyor. ~Martin Eden/Jack London~
Herkes tabutun aşağı indirilmesine yardım etti. Locour Baba bu çukurda kendini iyi hissedecekti. O toprağı tanıyor, toprak da onu tanıyordu. Birlikte iyi anlaşacaklardı. Toprak yaklaşık altmış yıl önce kendisine ilk kazma darbesini indirdiğinde ona bu randevuyu vermişti. Şefkat artık sona ermeli, toprak onu alıp bağrına basmalıydı. Ne güzel bir dinlenme olacaktı! Sadece otları eğen kuş ayaklarının hafif seslerini duyacaktı. Kimse başının üstünde yürümeyecek, sonsuza dek rahatsız edilmeden yuvasında yatacaktı. Bu, üzerinde güneşin parladığı bir ölüm, kırların dinginliğinde sonsuz bir uyku olacaktı.
Yorgunluktan tükenen ve bir köşede ölüme terk edilen yaşlı atlara benziyordu. Altmış yıl çalışmıştı, ölebilirdi, artık bir işe yaramadığına göre yer kaplamanın, herkesin canını sıkmanın âlemi yoktu.
Dünya kötü bir durumdadır ve her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak daha da kötüsü olacaktır.
Bu yüzden de uyanık olalım. İki şekilde uyanık olalım ;
- Auschwitz'ten beridir insanın neler yapabileceğini biliyoruz.
- Hiroşima'dan bu yana ise neyin tehlikede olduğunu.
Ancak özgürlük son söz değildir. Özgürlük öykünün sadece bir kısmı, hakikatin ise yarısıdır. Olumlu yanı sorumluluk olan fenomenin olumsuzluk yanından başka bir şey değildir. Aslında sorumluluklara göre yaşanmadığı sürece tamamen keyfiyete dönüşerek dejenere etme tehlikesini barındırır.