“Ruh gurbettedir, cisim vatanında.”
Öz’ler mi acı çeker yoksa suretler mi? Peki etrafımızdaki insanlar gerçek mi? Sadece suretten ibaret oldukları için mi asıl mutluluğa ulaşamıyoruz, tam oldu derken bir şeyler yarım kalıyor?!
İnanan, inanmayan iki cenahın da üzerinde çokça durduğu ‘Kötülük Problemi’ üzerine yazılmış bir roman. Sonsuzluk kavramıyla başlıyor bu yolculuk. İlkokul 3. sınıftaki Can, öğretmeninden duyduğu bu kavram ve onun tavrı üzerine başlıyor sorgulamaya. Sonsuzluk fikri ağır geliyor çocuk kalbine o küçük dimağına..Ve bundan sonra da zaten sorular bırakmıyor onun peşini..Rahata ermesi için bu soruların cevaplarını bulması gerekiyor. Karşılaştığı her insanda sorularının cevabını arıyor. Hayatına dahil olan herkes onda izler bırakıyor. Ananesi, Ayhan, Ayça, Rüya, Tomris Hanım... Hepsi ayrı bir derinlik..
Ben mi bu kadar çok etkilendim yoksa okuyan herkesde aynı tesir oldu mu bilmiyorum ama heyecanım, merakım hiç bitmeden okudum. Hani heycanlanırsınız ve kalbiniz sıkışır, nefes almakta zorlanırsınız ya öyle bir his. İşlenilen konu, hissettirdikleri huzursuz eden cinsten. O soruların cevabını bulamadan sizin de rahata ereceğinizi düşünmüyorum. Belki sorularınıza tatmin edici cevap da bulamaycaksınız ama o kapıyı aralayacak bi kere..
İlk sayfalardan itibaren sizi yükseklere, başka alemlere çıkarıyor, neyin gerçek neyin rüya olduğunu anlayamıyorsunuz. Diğer sayfada neyle karşılaşacağınızı kestiremiyorsunuz. Merak duygusunu kaybettirmiyor.
Önemli bir konu daha var ki öğretmenlerin çocukların gelişiminde zihin dünyasında ne kadar öneme sahip olduğu. İlk kıvılcımların oluşturulduğu özellikle ilkokul dönemlerinde iyiye sevk eden, inanca aykırı söylemlerde bulunmayan, kendi fikrini empoze etmeyen o küçük masum dimağları bulandırmayan öğretmenlere emanet etmek