Sibel'e yüz yıl sonra Türkiye'nin de herhalde modern olacağını,o zaman bekâret endişelerinden ve ne derler korkularından kurtulup herkesin cennette vaat edildiği gibi sevişip mutlu olacağını, ama o güne kadar daha çok insanın nice aşk ve cinsellik acıları çekerek kıvranacağını, babacan bir tavırla anlattım.
Yirmi yaşımdan beri üzerimde beni her türlü beladan ve mutsuzluktan koruyan bir görünmez bir zırh olduğu duygusu vardı içimde.Bu duygunun bir yanı,bana başkalarının mutsuzluğuyla faza meşgul olmanın beni de mutsuz edebileceğini ve zırhımın delinmesine yol açabileceğini sezdirirdi.
Masumiyet Müzesini birkaç yıl önce okumaya çalışıp bırakmıştım. İlk sayfalarda çok fazla cinsel içerik var gibi gelmişti ama şimdi bir yetişkin olarak o zaman ne kadar eksik yorumladığımı fark ediyorum. Kemal'in bir kadının evlilik öncesi bekaretini kaybetmesinin ne demek olduğunun ısrarla altını çizmesini şimdi daha iyi anlıyorum. Özellikle o yıllarda Kemal'in anlattığına göre kadınların bekaretlerini nasıl kaybettiklerine bile dikkat edilmediği vurgulanmış. İster kendi rızası dışında olsun,ister kendi isteğiyle olsun iki türlü de aynı gözle bakılıyor onlara.
Ve hâlâ kadından aynı şeyin beklenmesi ayrı türden rahatsız edici. Özellikle de namusun kanla ölçülmediği ortadayken.
"Gardiyan kılığında mı gireceğiz?" diye sordu Wylan.
Jesper sesindeki küçümsemeyi gizleyemedi. "Sadece Nina'yla Matthias,Fjerdaca biliyor."
"Ben de biliyorum," diye itiraz etti Wylan.
"Kitap Fjerdacası,değil mi? Bahse girerim benim geyikçe konuştuğum kadar iyi Fjerdaca biliyorsundur."
"Geyikçe muhtemelen senin ana dilindir," diye mırıldandı Wylan.