öncelikle bu kadının yazdığı erkek karakterlere bayılıyorum. Daha çekinik ama bir o kadar da akıllı, ve çekici karakterler yaniii okurken büyük bir zevkle okuyorum. Bu yazardan okuduğum dördüncü kitabım. konu itibariyle aynı yerlerde dönüyor kitaplar ama yine de hiç sıkılmıyorum. Farklı alanlarda Yüksek lisans yapan ya da doktorasını tamamlamış bilim insanı olarak çalışan iki insanın bir taraftan bilimle uğraşırken diğer taraftan da aşk hayatını yaşaması kıskandık kardeşim yalan mı söyleyelim yani.
Bu kitapta da Ian ve Hannah karakterlerinin aşkı ele alınıyor. Ian ile bir ödevine yardımcı olması için tanışan Hannah aralarındaki çekime ve yaşananlara inat(!) oda yani bulmuşsun fıstık gibi çocuğu Ian'ın yemek teklifini reddediyor. 4 yıl sonra Hannah, bir proje için gittiği kuzey kutbunda fırtınada mahsur kalıyor ve Nasa'dan gelmeyen yardım Ian'dan geliyor. erkek karakterimiz Ian kızı kurtarıyor ve yemek teklifini kapıyor :d . ben açıkçası bu kadının tarzını ve yazdığı çiftleri beğeniyorum. O yüzden keyifle okudum. bu tam oturup gün içinde kahvenizi alıp tatlı tatlı okuyacağınız bir kitap ( çalışmayanlara selam olsun ben işten eve gelip hemen uyduğum için 3 günde okudum). 9/10 çünkü kısaydı. biraz daha uzun okumak isterdim.
Soğuk ısırması peki?" Sadie koltuk altıma doğru gömüldüğü yerden mırıldandı.Ne kadar fevkalade kısa boylu olduğunu unutmuştum.
"Fazla bir şey yok."
"Ayak parmaklarından kaçı kesildi?"
"Üç."
"Çok kötü değilmiş"' dedi Mara burnunu çekerek. "Pedikürün ucuza gelir."
Günlerdir sana söylemek istediklerimi zihnimde tekrarlayıp duruyorum ve şimdi bu kelimeleri dile dökemiyorum.
“Bana ne olduğunu bilmiyorum” Bana sen oldun ve artık tamamen boku yedim.
“Sanırım o kıza aşığım.”
“Peki, kimmiş bu kız?”
“O bir nehir. Onu bırakmayacağım, baba.”
“Tamam, oğlum. Bırakma o kızı."
“Kalbimi yerinden öyle bir oynatıyor ki yani böyle...”
“Gerçekten mi?"
“Çok fena, baba. Güm, güm. Lanet olası güm diye atıyor kalbim. Sürekli böyle.”
“Artık bir seçeneğim varmış gibi bile hissetmiyorum, “ diye itiraf ettim. “Lanet olası aklımı kaybediyorum, Gibs.”
“Hayır, aklın hâlâ yerinde,” dedi kıkırdayarak. Sonra omzumu sıvazladı. “Kaybettiğin şey kalbin, dostum.”