Buse

Buse
@Busenurtoptas
Puan vermedi·152 syf.··
2024 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2024 21:09
Andromeda, diğer adı ile Sindrella Kompleksi’ni daha önce hiç duymuş muydunuz? Muhtemelen duymuşsunuzdur fakat hiç duymamış olsanız da çoğunuza tanıdık gelebilecek bir kavramdır. Masaldan yola çıkarak Sinderella Sendromu, kadınların yaşadıkları olumsuzluklara rağmen bir gün bir erkek tarafından kurtarılmayı bekleyen ve psikolojik bağımlı özellikte olduğunu gösteren bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Sindirella sendromu kişinin kişisel gelişimini ve yeteneklerini baskılayan bir durumdur. Özellikle orta doğu gibi ataerkil toplumların hakim olduğu ülkelerde kadınların yetiştirilme tarzı sebebiyle kadınlar erkeklere güvenmek zorunda olduğunu zannederek büyümektedir. Kadınların farkında olmadan genelde erkek olan baskın bir figür tarafından korunma ihtiyacını tanımlamaktadır. Bu kavramdan 1981 yılında Amerikalı yazar Colette Dowling tarafından yazılan “Sindrella Kompleksi: Çağdaş Kadının Bağımsızlık Korkusu” isimli kitapta ilk defa detaylıca bahsedilmiştir. Türk Edebiyatı’nda bu konuda çok sayıda örnek bulunmaktadır. Halit Ziya Uşaklıgil tarafından yazılan Nemide ve Sefile adlı romanda da bu kompleks ile ilgili unsurlar oldukça fazladır. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak etkisinde kaldığımız Andromeda Kompleksi gerçekliğine rağmen “beyaz atlı prense ihtiyacım yok ben dünya ile tek başıma da savaşabilirim” diyebileceğimiz günlerin yakın olması dileği ile… Romanın başlangıcında, Mazlume, Beyazıt Camii’nde barınan bir dilenci kızdır. Ailesini kaybettikten sonra ev sahibesi olan merhametli Rahime Hanım’a sığınan Mazlume, bu ihtiyar kadın da ölünce sokakta kalır. Beyazıt Camii’nde on beş gün geçirmiştir. Bu sırada onu bu vaziyette gören, orta yaşlı bir kadın olan Mihriban Hanım, görünüşte yardım etmek isteğiyle, onu evine götürmek ister ve uzun ısrarlar neticesinde ikna
SefileHalid Ziya Uşaklıgil · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20221,855 okunma
Reklam
Puan vermedi·234 syf.·
2021 68. kitabı
Alexandre Dumas'ın yazmış olduğu Kamelyalı Kadın hukukçu Armand ile kamelyalarla tanınan Marguerite adındaki bir yosma arasındaki aşkı anlatıyor. Kitabın aşk dışında da vermek istediği mesajlar çok güzeldi. Özellikle başrol kadın karakterin yaşadığı duygular çok güzel anlatılmıştı. Mesleği yüzünden yaşadıkları güzel bir bakış açısıyla dile getirilmişti. Başka insanların kendilerini nasıl gördüğünü de şöyle açıklamıştı "Bizim de bir yüreğimizin olması yasaktır, yoksa yuhalanırız, bize duyulan güven yıkılıverir. Kendi kendimizin değilizdir artık. Birer yaratık değil, birer nesneyizdir. Onurlarında ilk yeri, saygılarında son yeri tutarız." Özellikle son cümlesi beni çok fazla etkiledi. Bir kere daha bilmediğimiz hayatlar hakkında önyargılı fikirlere sahip olmamam gerektiğini hatırlattı bu kitap bana. İnsanlar bizden farklı şartlar altında farklı hayatlar yaşıyorlar. Meslekleri, yaşadıkları hayat ne olursa olsun başka birine zarar vermedikleri müddetçe yargılanmamalılar bunu bir defa daha anlamış oldum. Kitabın son cümlesinde de dediği gibi "Günahın savunucusu değilim, ama duasını duyduğum her yerde, soylu acının yankısı olacağım." Kitap dil açısından da çok sadeydi, sürükleyiciliği yüksekti. Bazı yerlerde tamam artık hadi ne olacaksa olsun dediğiniz zamanlar oluyordu ama genel olarak insanı bunaltmıyordu. Aşk romanı olarak iyi, genel roman olarak ortalama bir kitaptı bence. (Hikayenin gerçek olduğu söyleniyor doğruluğu tartışılır)
Kamelyalı KadınAlexandre Dumas (fils) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201924,1bin okunma