Neden Uhud'da kanının yere düşmesine izin verilmedi de Taif'te Efendimiz aleyhissalatu vesselam kanlar içinde bırakıldı?
Uhud ve Tâif hadiseleri üzerinden dile getirilen bu itiraz, bir çelişkiden ziyade ilahî hikmetin farklı tezahürlerini ortaya koyar.
Uhud, bir cihad meydanıydı. Efendimiz sav. orada yalnızca şahsı adına değil, İslâm’ın geleceği adına hedef alınmıştı. Rivayetlerde mübarek kanının yere düşmemesi için ilahî bir muhafazanın gerçekleşmesi, bu mücadelenin ümmet ölçeğindeki ağırlığıyla ilişkilendirilmiştir. Orada mesele, sabır değil; hak ile bâtılın açık çatışmasıydı.
Tâif’te ise Efendimiz savaşmadı, direnmedi; davet etti ve taşlandı. Kanlar içinde sığındığı bağda yaptığı dua, bu farkı ortaya koyar:
“Eğer Senin bana karşı bir gazabın yoksa, çektiğim hiçbir şeye aldırmam.”
Burada Efendimiz sav. kendi iradesiyle sabrı seçmiş; Allah da bu sabrı insanlığa örnek kılmıştır. Çünkü her acı anında meleklerin müdahalesi olsaydı, merhamet ve affın bu denli yüce bir öğretisi ortaya çıkmazdı.
Bazı âlimlere göre Tâif’te dökülen kan bir helâkin değil, bir hidayetin kapısını aralamıştır. Nitekim Efendimiz, kendisine helâk teklif edildiğinde, kanlar içinde “Hayır” diyerek merhameti tercih etmiş; belki iman edecek nesiller adına azabı durdurmuştur.
Uhud’da ilahî koruma konuşur.
Tâif’te ise peygamberî merhamet…
Dizleri kan içindeyken bile 'Bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı' diyerek zalimine dua eden bir merhametin mirasçılarıyız. Bu rahmet hepimize yeter.