Sevgili kardeşlerim, Tanrı’ya tapmamızın yanı sıra saygı gösterip, sevgiyle yüreğimizde taşıdıklarımıza put denirse eğer, Papalagi’nin (beyaz adamın)bizden daha çok putu vardır.
Papalagi ise, Hıristiyan, Tanrı, sevgi sözcüklerini yalnızca ağzında taşır. Diliyle bunlara vurdu mu, dünyanın gürültüsünü koparır. Ama yüreği, sevgisi Tanrı’nın önünde eğilmez, yalnızca şeylerin, yuvarlak metal ve ağır kâğıdın, zevk düşüncesinin ve makinenin önünde eğilir. İçi zamana karşı vahşi bir hırs ve mesleğinin çılgınlığıyla kaplıdır, ışıkla değil. Çok, ama çok uzaklardaki Tanrı’ya gitmektense, on kez sahte yaşamlar mekânına(sinemaya) gitmek yeğdir onun için.
Bütün beyazlar kendilerine Tanrı’nın çocukları derler, bununla da kalmayıp, yeryüzü şeflerinin hasırlar üstüne yazdığı inanışlarını ona onaylatırlar. Ama Tanrı onlara yine de uzaktır. Hepsi Tanrı’dan haberdar olsalar da, o büyük öğretiyi su gibi bilseler de uzaktır. Hatta, Tanrıya saygı göstermek için yapılan o güzelim koca kulübelerdeki tek işi Tanrı’dan söz etmek olanların bile içinde değildir Tanrı. Konuştuklarını yel alır boşluğa savurur. Tanrı konuşmacıları sözlerinin içini Tanrıyla doldurmazlar. Kayalara çarpan dalgalar gibidir konuşmaları. Sabah akşam uğuldasalar da kimse duymaz onları.
Daha en eski atalarımız bile doğmadan önce aydınlıktaydı Papalagi (beyaz adam). Ama, o, başkaları aydınlansın diye ışığı elinin ucunda tutuyor. Kendisi, kendi bedeni ise karanlığın içinde. Işığı elinde tuttuğu için, ağzından Tanrı’nın adını düşürmemesine rağmen yüreği Tanrı’nın uzağında.