Geceleri karanlıktan kurtulmak için her evde kandil yakarlar. O kandil, şu bedene benzer; ışığı da can gibidir. Ama kandil, fitile, şuna buna muhtaçtır. Gerçekten de bu duyguların altı, fitil gibi olan duygularımız; uykuya, yemeye, içmeye de muhtaçtır.
Hayvani ruh, yemeden içmeden, uyumadan yarım nefes alacak gibi bile yaşayamadığı gibi, yalnız yiyip içmekle de yaşayamaz. Yağsız ve fitilsiz onun yaşaması mümkün olmadığı gibi, yağla ve fitille de vefası yoktur. Çünkü onun, yağa ve fitile muhtaç olan ruhu ölümü aramaktadır. Nasıl yaşayabilir ki, sabah olup da ortalığın aydınlanması onun ölümüdür.
İnsanda, öküzün ve eşeğin anlayışından başka bir akıl, başka bir anlayış vardır. Hayvanlardaki candan başka bir can vardır. Bunun gibi, peygamberlerde ve velilerde de diğer insanlardaki candan, akıldan üstün başka bir can, başka bir akıl vardır. Çünkü onlar, insanlar arasından seçilmiş değerli varlıklardır.
Hayvani ruhlarda birlik yoktur; çünkü onlar, ilahî nefhadan mahrumdurlar. Sen bu birliği insani ruhta ara; hayvani ve nefsani ruhta arama. Hayvani ruh ekmek yese, insani ruhun karnı doymaz. Keza bir yük taşısa, öteki ağırlık duymaz; bu yükten haberi bile olmaz.
Hatta insani ruhun ölümüne hayvani ruh sevinir; insani ruhun bir şey elde edemediğini görürse, hasedinden ölüm derecesine gelir. Kurtların, köpeklerin her birinin canı ayrı ayrıdır. Bir olan can, Allah Arslanlarının canlarıdır.
Manevi ve fani tattan, lezzetten kurtulan kişi, gerçi tadın tesirinde kalmaz, bütün tatlara aldırış etmez bir hâle gelir; ama kendisi tat kesilir, kendisi bizzat lezzet olur.