“Kur’an okuduğun halde onun emirlerine uymazsan, kuran ahlakını yaşamaz isen, sana peygamberleri ve velileri görmenin ne faydası olur? Peygamberlerin Kur’an‘da bulunan kıssalarını okur, Kur’anın emirlerini yaşarsan, can kuşuna ten kafesi dar gelmeye başlar. Kafesteki kuş zindandaki mahpusa benzer, kurtulmayı istememesi onun bilgisizliğidendir.”
Keşke Cenab-ı hak bu ruhu da Ashâb-ı keyf gibi, yahut Nuh’un gemisi gibi korusaydı da bu uyanıklık ve idrak tufanından bu anlayış ve akıl uçurumdan şu kalbi, şu gözü, şu kulağı kurtarsaydı. Dünyada bugün bile nice Ashâb-ı keyf vardır ki, belki senin yanıbaşında karşındadır. Onlara yâr olan dostta şimdi mağarada onlarla sohbettedir. Fakat senin gözün ve kulağın mühürlü olduğu için bundan sana ne fayda?
Uykuda ne gam ne kazanmak ne de kaybetmek endişesi vardır. Ne de şunun bunun hayali vardır. Arif olan zatın hali uyanıkken de böyledir. Yani arif olan uyanıkken de dünyaya karşı uykudadır. Cenabı hak Ashâb-ı keyfin hakkında da “Onlar uykuda idiler” tabirini kullanmıştır. Bu nasıl olur deme. Onlar gece gündüz dünya hallerine karşı uykuya dalmışlardır. Onlar Cenabı Hakk’ın elinde evirip çevirdiği kalem kesilmişlerdir. Yazı yazan eli göremeyen kişi kalemin hareket ettiğini görür de, yazma işini kalemden bilir.