Ve zamanla içimde büyüyen en büyük korku belli bir gruba dahil olmaktı. Benim birkaç müzik grubum vardı. Ben onlara dahildim. Gitar çalıp şarkı söylerdim. Ancak sayıca kalabalık bir teşkilatın üyesi olmak utanç verici geliyordu bana.
Resmin sınırı fotoğraftı. Müziğin sınırı da makinelerden çıkan sesler oldu. Her uyuşturucu kendi tarzını yarattı. İnsanlar beyinlerini uyuşturma yöntemlerine göre sınıflara ayrıldılar. Hepsi kendini kandırdı. Benim kandıracak kimsem yoktu. Çünkü kanmış olarak doğmuştum.
... Ama benim, her zaman için hatam çok soru sormam oldu. Bu huyum çok meraklı olmamdan değil, yanıtları bilemeyişimdendi. Ban yöneltilen sorulara yine sorularla yanıt verebiliyordum ancak...
Yaradılışımı, geleceğimi, çevremi, insanların farklılığını, duygularımın çeşitliliğini sorguluyordum. Kendimi dinlemeyi öğrenmekti bu yaptığım. Çünkü duyulabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde. Bunu fark edince, dünya üzerindeki bütün insanlar birden yok olsalar dahi yalnız kalamayacağımı anladım. Çünkü ağzımdan çıkan başkalarının duyabileceği bir sesin yanında, içimde yankılanan ve kimsenin varlığından bile haberdar olamayacağı bir ses daha vardı. Demekki kendimle diyalog kurabilir, aynı konu hakkında yüksek sesle bir söz söylerken, içimden de bambaşka bir cümle kurabilirdim. Dünyayla aramdaki köprüyü ve kendime açılan kapıyı böylece keşfettim.