Ve nefesimi tuttum. En derine, en dibe inebilmek için. Bıraktım kendimi hayat okyanusuna. Beni dibe çeken zihnimin ağırlığıydı. Ve dibe daha çok vardı. Ama gidiyordum. Yavaş yavaş. Ayaklarına beton dökülmüş bir mafya kurbanı gibi... En derine. Dünya yuvarlak. Hayat da öyle. En derini aynı zamanda en yükseğidir hayatın. Nereden baktığına bağlı. Nerede doğduğuna. Doğduğun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı. Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı...
"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar." şeklinde etkileyici bir cümle ile başlıyor kitap. Benim gibi kışın soğuk bir pazar sabahının erken saatlerinde başladıysanız kitabı okumaya bu cümleyle elinizden bırakmadan bitirmek çok doğal... Korkusuzca, cesur ve güçlü bir metin ile fikirlerini kağıda dökmüş yazar. En umutsuz anlarımızda, ruhun derinliklerinden hiç çıkamayacakmış gibi ya da çıksak dahi hiçbir faydasının olamayacağı hissine kapılışımızı son demine kadar işlemiş. İnsan kendini, düşüncelerini, hislerini ters yüz etmeli bazen. Etmeli ki hangisi bizim hissimiz hangisi bize dayatılanlar test edebilsin. Biliyorum dediklerini ters yüz edebilenler ancak yaşamaya da cesaret edebilirler. Hayatın kendine çizdiği tablodan yeniden bir sanat eseri çıkarabilmeli, önceki tabloya pişmanlıkla bakmadan. Hem kendi derinliğimi keşfedip yaşadım diyebilmeyi, hem de bu kitabı bana hediye eden pek değerli kişinin derinliklerindeki kendini keşfedip bundan sonraki hayatınının her anını dolu dolu yaşayabilmesini diliyorum. Kendi yaşamımızın özgün birer sanatçısı olabilmek için
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma
Ruhumdaki düğümler fazla sıkı. Kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok. Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. Kendimi bilmeyi bıraktım. Ölümü bilmek ve anlayabilmek bile daha kolay. Yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya. Ve sorusu olmayan bir yanıt gibi gidiyorum.