Bir rahatsızlık veriyor ama olmanız gereken yerdesiniz.
Her ne kadar kitabın tam hakkını verebilmek için asgari düzeyde tasavvuf ve klâsik dönemin aşk anlayışından haberdâr olmak gerekse de okuyunuz. Mutlaka alacağınız değerli mesajlar olacaktır.
"Cihan üstadı olan Eflatun'un ilk zamanlarda işi şuydu:
Altın bulmaya uğraşır, bakırdan altın yapmaya, iksiri bulmaya çalışırdı.
Elli yıl bir bucağa kapandı, onu kimsecikler göremedi, yumurta kabuğuyla baştaki saçtan iksiri buldu, azıcık bir kimya ile bir hayli altın yapmayı başardı.
Altın yapmak o kadar kolay olunca da ona toprakla altın aynı değerde göründü.
Bir gün kendi kendine, ey gönül dedi, bir düşün şimdi, senin mayanı, yaradılışını kim iksir hâline getirecek?"
sf. 410
İlâhinameFerîdüddin Attâr · İş Bankası Kültür Yayınları · 2019373 okunma
"Birisi Abbâse'ye, neden sustun? Ne bir şey söyledin, ne de bir söz dinledin dedi.
Abbâse şöyle cevap verdi: Gözüm padişaha ilişince, bir de baktım ki sert dallarla, budaklarla dolu bir âlem; elimde de kör bir oracık var.
O orakla o dalları, budakları budamama, kesmeme imkân yok, susmaktan başka bir çare bulamadım. "
"Ey Rûh, sen kimden şikâyet ediyorsun? Kesinlikle kendinden şikâyet ediyorsun.
...
İlk gördüğün sûret de sendin, bu da sensin. İlk baktığında da kendini gördün; ama sen kendinden habersizdin. Bu yüzden kendini aradın. Şimdi de sen kendine kavuştun."
"Ey bilginin lezzetinden habersiz ve bu yüzden de vaktini gaflet içinde geçiren Rûh. Gördüğün bütün bu yerler Hüsn'ün mekânları idi. Her yerde gördüğün aslında Hüsn idi. Sen de hakikati gören göz olmadığı için Hüsn'ü nasıl anlayıp göreceksin ki? İlk önce kendine doğru bakmayı öğren ve kendini bu körlükten kurtar."
"İnsan gerçeği ancak yüreğiyle görebilir. Gözler, hiçbir şeyin özünü göremez. Gülünün senin için değerli olmasının sebebi, ona zaman harcaman ve fedakârlıkta bulunmandır."