Belli ki yetişkinler zaman zaman durup yaşamlarının nasıl bir facia olduğunu düşünüyorlar. Ama o zaman da bir şey anlamadan sızlanıp duruyorlar ve hep aynı cama çarpan sinekler gibi, çırpınıyor,
ıstırap çekiyor, yıkılıyor, çöküyorlar ve kendilerini gitmek istemedikleri
yere sürükleyen olaylar zinciri üzerine düşünüyorlar.
Hatta içlerinden en zekileri bu sorgulamayı bir din haline bile getirirler: Ah şu burjuva yaşamının lanet olası değersizliği! Bu
türün içerisinde, babalarının sofrasında yemek yerken, "Gençlik hayallerimize ne oldu?" diye kül yutmaz ve hoşnut bir havada
soran kinikler vardır. "Uçup gitti, hayat dediğin serttir:' Bu türden sahte olgunluk bilinçliliğinden nefret ediyorum. Aslında onlar da diğerleri gibi. Başlarına neyin geldiğini fark edemeyen ve ağlamak isterken sert şişko rolü oynayan yumurcaklar ...
Anlamak kolay aslında. Ters olan şey, çocukların yetişkinlerin
nutuklarına inanmaları ve yetişkin olduklarında da kendi çocuklarını
aldatarak intikam almalarıdır. "Hayatın bir anlamı vardır ve bunu da büyükler bilir" lafı herkesin inanmak zorunda kaldığı
evrensel bir yalandır. Yetişkin olup da bunun yanlış olduğu anlaşıldığında
artık vakit çok geçtir. Sır dokunulmadan kalır; ama kullanılabilecek
bütün enerji de uzun süredir salakça faaliyetlerle saçılıp savrulmuştur. Geriye kalan ise kişinin kendi yaşamına hiçbir anlam bulamamasını maskelemeye çalışarak kendini uyuşturmasıdır.
Üstelik kendini daha iyi ikna edebilmek için de kendi çocuklarını aldatır.