"Insanın doğası sınırlıdır," diye devam ettim. "Sevin. ce, kedere, acılara ancak belli bir dereceye dek dayanabilir ve o derece aşılırsa, insan yok olur. Yani söz konusu olan birinin güçlü ya da zayıf olup olmadığı değildir! Kendi yaşantısına ne ölçüde dayanabiliyor, mesele budur! Hem ahlaki hem bedensel anlamda. Kanımca, kızgın bir ten ötürü ölen birine korkak demek nasıl garip olacaksa. kendi yaşamına son veren birine korkak demek de garip olacaktır," diye devam ettim.
Şimdi bilirsin: Şu “gerçi” sözcüğünü kullanmadıkları sürece insanlarla aram iyidir; çünkü, her genel kuralın istisnaları bulunduğu kendiliğinden anlaşılan bir gerçek değil midir!
Gerçeği yüreğimde saklamakla yetindim: Bizim en mutlu olduğumuz onlar, Tanrı’nın bizi sevimli bir deliliğin içine sürüklediği anlardır ve biz de çocuklara aynı biçimde davranmalıyız.
"Biz insanlar," diye başladım, "güzel günlerin bu denli az ve kötü günlerin bu denli çok olmasından yakınıyoruz. Tanrı'nın her gün bağışladığı sevinçlerin tadını çıkarabilmek için her zaman açık bir yüreğimiz olsaydı kötülüklere dayanabilme gücünü de bulurduk."