Büşra karabulut

-Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum. Bizse, umacı korkusuyla yorgan altına kaçan çocuk gibi, nefsimizin beton çatısını tepemize çekmiş, yaşamayı öldürüyoruz! Yağmurun yalnız suyunu toplayabiliyoruz; ruhundan uzağız! Halbuki ne güzel isim koymuşlar ona: Rahmet.
Sayfa 138·Kitabı okudu
Reklam
Merhamet, harikulâde bir şey; içinde hayat kaynayan kazan... Eğer ona uzanan eller arasında benim kan dolu avuçlarım olmasaydı...
Sayfa 136·Kitabı okudu
-... Gelin çocuklar, kumar masasına dizilip hep beraber ağlayalım!... Sebep mi istiyorsunuz? Çok!.. Gündüzün bitişinde gece, düzlüğün yanında uçurum var diye... Gençliğin ötesinde ihtiyarlık, kavuşmanın berisinde ayrılık, ekmeğin ucunda açlık var diye katıla katıla ağlayalım!.. Çocuklar; dünya bir gözyaşı evinden başka ne olabilir? Ağlayanlardan olmak dururken, üstelik ağlatanlardan olmak revâ mı?
Sayfa 84·Kitabı okudu
- (kaatile) Sen bu akşam kumarda beşyüz lira kaybettin. Düşün, bu parada ne kadar insan ve emek hakkı var... Eğer, bir hamal, sırtında elli kiloluk yükü bir kilometre ötesine iki buçuk liraya taşırsa, bu beşyüz liranın karşılığı, ikiyüz hamal emeğidir; yahut bir hamalın ikiyüz kilometrelik emeği... Tam yedi yüz on beş ekmek parası... Bir hastane dolusu insanın acısını dindirecek ilaç tutarı... Bayram sabahı, boynu bükük, bilmem kaç öksüzün kundura bedeli... Şu kadar kefen, yahut kundak bezi; bu kadar ah, vah, yahut oh, eh karşılığı... Çocuklar! Bütün bu hak sahiplerine acıyan, bütün bu emeklere içi sızlayan, parasını nasıl bir zara, bir kâğıda teslim eder? Düşeş niçin bey de, hepyek neden köle?..(Uzun durak... Bakınma...) Düşünmeğe kurcalamağa lüzum yok, çocuklar! Acımak, düşünmektedir, acımak bulmaktadır. Acıyın yeter!
Sayfa 82·Kitabı okudu
- Zorakiliğe değmez. Bir şey kendi kendisine olursa olur.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Reklam