- Yazık, yazık!... Avrupa, felsefe tarihi, şu bu, derken, herşeyde yarım kalmak; sonra her türlü serserilik, kumar, eroin, nihayet anne kaatilliği; neticede ıstıraptan erimek... Ağlanacak hâl...
- Etmeyin Reis Bey, siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz!
- Hiç acıdığı olmaz mı?
- Acımak mı? Ne diyorsun sen? Bir gece otelde bir intihar vak'ası oldu. Reisin yattığı katta, genç bir üniversiteli kendini tavana astı. Bütün otel ayağa kalktı. Onun tüyü bile kıpırdamadı. Gelen polislere, odamda yazımı yazıyordum, dedi; on günlük uzaktaymışım gibi hiçbir şeyden haberim olmadı, dedi. Her gece olduğu gibi, üst üste kahvelerini içti, yazısını bitirdi, uykusunu uyudu. Sabahleyin Savcı, ölünün yüzünü açıp binbir rica ile ona gösterdiği zaman şu sözü söyledi; <Benden, merhametin öldürdüklerine merhamet beklemeyiniz!>... Bu sözü, kulağımdan hiç gitmez.
- Merhametin öldürdükleri ne demek?
- Yani, merhamet göre göre ona muhtaç, yaşayanlar... Merhametten doğan ihmal ve ona ihtiyaç yüzünden ölenler...
- Başka neye muhtacız ki? Allah'ın rahmeti olmasa ne olur halimiz?