İnsanoğlunun yediği yiyeceklerin hiçbiri alın terinden daha lezzetli değildir. Mide kebapla da doyar, kuru soğanla da. O yüzden fazlasını isteme. Kara toprak Harun'u da bağrına bastı, Karun'u da. Öyleyse bu hırs niye? Beşer şaşar demişler. Biz de şaştık ama şükürler olsun doğru yolu bulduk.
Ölürsem çok üzülür mü acaba? Yokluğumu hisseder mi? Düşündüğüm şeye bak! Varlığım, lüzumsuz bir boşluğu doldurmaktan başka bir işe yarıyor mu ki, yokluğum hissedilsin.
Nerede şimdi o hayallerin? Kafanı iki yana sallayıp, "Yıllar nasıl da uçup gidiyor?" diyorsun. Yine soruyorsun: Nasıl geçirdin o yıllarını? En güzel zamanlarını nereye gömdün? O yılları yaşadın mı yaşamadın mı? Bak dostum, diyorsun kendine, bak artık toprağa soğumaya başladı. Birkaç yıl daha geçecek ve sonra koltuk değneklerine dayanmış titreyen ihtiyarlık, ondan sonraysa sefalet ve terk edilmişlik gelecek. O düşler dünyası beyazla örtülecek, donacak, hayallerin solacak ve sararmış yapraklar gibi düşüp gidecek... Ah Nastyenka! Yalnız kalmak, tamamen tek başına kalmak ve hayıflanacak bir şey bile bulamamak ne kadar boğucu... hiçbir şeye benzemez, hiçbir şeye... Çünkü elinden kayıp gidenler, bütün o yitirdiklerin aslında bir hiçlikten ibaret, saçma, yusyuvarlak bir sıfır, yalnızca ve yalnızca kafandaki hayaller!