İşte artık küçük parlamalarla kabarmaktadır, işte öylesine, amaçsızca aldığı kitap, daha üçüncü sayfası bile çevrilmeden hayalperestimizin elinden kayıp gitmektedir. Hayalgücü yeniden ayağa kalkmış, harekete geçmiş ve birden yeni bir dünya, yeni nefes kesici bir yaşam gözünü kamaştırarak ışıldamıştır. Yeni bir rüya, yeni bir mutluluk! O rafine, şehvet uyandıran zehirden bir yudum daha!
Uzun süre ve epeyce yürüdükten sonra, âdetim olduğu üzere kaybolmayı başardım; kendimi kentin kapısıyla karşı karşıya bulmuştum. Yüreğimde bir hafiflik hissettim, kapıdan çıkıp sürülmüş tarlalar ve çayırlar arasında yürümeye başladım, bir nebze olsun yorgunluk duymuyordum; tüm varlığınla ruhumun ağır bir yükten kurtulduğunu hissediyordum. Gelip geçenler bana öyle dostça bakıyorlardı ki, neredeyse yerlere kadar eğilip selam vereceklerdi; herkes bir şeylere seviniyor, istisnasız bütün insanlar sigara tüttürüyordu. Bense o güne dek hiç olmadığım kadar mutluydum. Kendimi bir anda İtalya'da bulmuş gibiydim... doğa beni, şehir duvarları arasında boğulmak üzere olan bu yarı hasta kentliyi o denli kuvvetle çarpmıştı.
Gökyüzü öyle yıldızlı, öyle berraktı ki, onu gören kendine sormadan edemezdi: Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?