Büşra karabulut

Bak söylüyorum, gördüğümüz her şeyde tanrısal sırrın bir parçası saklıdır. Bir ayçiçeğinden ya da bir gelincikten parladığını görürüz onun. Ağaç dalından uçan bir kelebek -ya da akvaryumda yüzen bir balık- gördüğümüzde, bu derin sırra biraz daha yaklaşırız. Ama Tanrı'ya en çok yaklaştığımız yer, kendi ruhumuzdur. Ancak orada yaşamın büyük sırrıyla birleşebiliriz. Hattâ nadiren de olsa, kendimizi bu tanrısal sırla aynı hissettiğimiz anlar vardır.
Sayfa 340·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Rüyaların yapıldığı maddedeniz hepimiz, uykuyla çevrili şu küçük yaşamımız..."
Sayfa 260·Kitabı okudu
"Herkes tarihin akışına kapılıp gidemiyor Sofie. Bazıları durup ırmağın kıyılarında biriken şeyleri toplamak zorunda."
Sayfa 222·Kitabı okudu
"Küçücük bir mumun bunca karanlığı aydınlığa çevirmesi garip değil mi?" diye sordu Sofie. Arkadaşı başını salladı. "Ama bir noktada ışık karanlığın içinde kayboluyor," diye devam etti Sofie sözüne. "Aslında karanlık diye bir şey yok. Yalnızca ışığın yokluğu var."
Sayfa 162·Kitabı okudu
Sokrates'in annesinin ebe olduğu söylenir. O da kendi yaptığı işi ebelik sanatıyla karşılaştırmıştır. Çocuğu doğuran ebe de değildir ne de olsa. Ebe sadece doğum sırasında orada bulunur ve doğuma yardımcı olur. Sokrates de insanların doğru kavrayışı "doğurmasına" yardımcı olmayı görev bilmişti. Çünkü gerçek bilgi, kişinin kendi içinden gelmek zorundadır. Başkalarına aktarılabilecek bir şey değildir. Sadece insanın kendi içinden gelen bilgi gerçek "kavrayış"tır.
Sayfa 77·Kitabı okudu