"Geçen günlerin birinde, benim gibi dertlilerin bir tür gözlem evi olan bir mezarlıkta geziniyordum. Orada bir deli gördüm. Elindeki bir teraziyle oynuyordu. Ne yapıyorsun diye sordum. Bana şu cevabı verdi:
- Ahmaklıkla bilgeliği tartıyorum.
- Bundan maksadın nedir?
- Mal varlığımı tespit etmek.
- Ee, nasıl bir durumda?
- Ahmaklığım o kadar, o kadar ağır geldi ki, sanırım bu zamanın Kârûn'u benim."
"... İstersen konuşalım. Fakat konuşmaktan ne çıkar ki! Kim bilir şimdiye kadar kaç merkep yükü kitap okudun. Fakat bunlardan ne anladın? Hiç, değil mi? İnsanlar neyi bilirler? Zevk ve bencilliklerinin arzuladığı sanatsal bir takım şeyleri... Fakat hak ve hakikat hususunda ne bilirler? Hiç! Akıl yoluyla hakkı bulmak mümkündür. Fakat bilmek, anlamak mümkün mü? Ne konuşalım? Harfleri bir araya getirerek hikmet bilinebilir mi?"