Bence kalple karın boşluğu arasındaki yer, bedenimizin o bölgesi müziğin içimize batması için yaratıldı. İşte oraya vuran müzikle ilgileniyorum. Mesele istediğim şarkıyı dinlemekte değil, o şarkının istediği dinleyici olmak; benim aradığım bu.
Hah işte senin kelimen bu; neredeyse. Olup biten her şeyle ilgili bir neredeysen var senin. Neredeyse ile çok geç arasında sıkışıp kalmışsın. Hayatın hep bu iki şey arasında kararsız bir salınmadan ibaret. Belirsiz bir vaat ile namümkün bir telafi birleşmişler Salih olmuş. Görmen gereken şey hayatının bu acayip yapısı. Neredeyse. Çok geç. Daha değil, daha olgunlaşmadı, daha var derken hop bir bakmışsın artık çok geç. Sen avakado değilsin Salih. Sen sensin.
Her şeyin yarımından korkacaksın her şeyin. Hakikat, gerçek, akıllı, akılsız bunlarla ne yapacağını bilirsin ya da bir yol bulmayı deneyebilirsin. Ama yarım oldu mu fena.
Gibi olan hiçbir şeye tahammülüm yok benim, teslimiyet gibi görünen tanrı kompleksine, inanç gibi görünen histeriye, kentli gibi görünen kasabalılığa, yarım olan hiçbir şeye. Çünkü bir şeyin yarımı tamından ya da hiç olmamasından her zaman daha fena ve tehlikeli.
Vasatiler. Efendilerin etrafına üşen vasatiler. Babasının yıllar ötesinden uzanan sesini duyar gibi oldu. “Hayatın boyunca kimseye efendim deme oğlum. İnsan efendi değildir.”