Günlük hayatın içinde, kalabalıklar arasındaki şehir insanı esasında bir hiç kimsedir. Bu kişi, başkalarının peşine düşüp onları takip ederse kendi hikâyesinin ne olduğunu bulabilir. İnsan şehrin içinde yolunu, yol demeye değecek bir yolu ancak kaybolursa bulabilir. Ötekinin peşinde kaybolarak ve kaybolmakta yaşıyor olmanın en büyük zevkini duyarak.
Otel odaları ile ilgili söylenmemiş bir şey kaldı mı? Asla tam anlamıyla ait ya da sahip hissedilmeyen yer. Daha önce birilerinin yaşadığı sayısı sahnenin yorgun ama daima taze mekânı.
Birbirini yıllardır tanıyan iki kişinin konuşacağı pek bir şey kalmamıştır ya da yeni bir şey. Bu insanlar uzun zamandır bir arada olmanın sağladığı çok sayıda konfora sahiptir; kendini karşısındakine başka araçlarla anlatabilmek, susarak anlaşabilmek. Sıkıntı, bitkinlik, atalet bu sessizliği dünyaya getirip yetiştirebileceği gibi, giderek gündelik bir heyecan, az evvel yaşanmış taze bir neşe, hatta karşıdakine duyulan güçlü bir öfke de aynı suskunlukta ifade bulur, onu sürdürür ve büyütür. Bu iki kişinin etrafını saran sükûnetten yapılma bulutun içinde seslendirilmiş kelimelerde bulunmayan bir ağırlık vardır.
Öz-le-mek. Özler arasında kimyasal bir tepkime, bir oranlama ve bu oranlanın duruşunu değiştirmesi. Sana özledim. Özüm daha önceki halinden kopup seninkine doğru yakınsadı, yaklaştı, ya da yakınsamak-yaklaşmak-istiyor. Kendime sana doğru yönelen bir duruş arıyorum. Her neyse. Şu zırvalamalarımdan da anlamış olacağın üzere çok çok özledim. Seni, sana, sende, senden, istediğini seç bana hepsi uyar.
Özlemek, özlem imizin konusu olan kişiyle aramızdaki mesafenin uzaklığından, arada geçen zamandan ve sair şeyden bağımsız olarak daima bir yönelme, bir konum alma meselesi değil midir? Bu yüzden beni özledin mi ya da seni özledim değil, bana ve sana demek daha doğru. Özlemenin çağrışımları: öz, öze çekmek, kendi özünü onun özüne yöneltmek, ya da senin özünde onun özünü aramak, onun özünün seninkinde azalmasından telaşlanmak, yeniden ona doğru dönüp ondan beslenmeye, bir şeyler almaya çalışmak, ondan bir şeyler kapmak için vücudunu bir duruşa ayarlamak, avına doğru hamle yapan bir hayvan gibi. Dünyada yeni bir yer belirlemek. Böyle olunca mesafenin niceliğinden ayrılan bambaşka bir şey, sadece bir enlem-boylam, bir konum meselesidir özlemek.