Mükemmeliyetçiler her şeyi siyah ya da beyaz olarak görme eĝilimindedirler. Kendilerini ve eylemlerini mutlak biçimde tanımlarlar: "Bunu başaramazsam, beceriksizin tekiyim demektir" gibi. Bir mükemmeliyetçi için orta yol yoktur. Açıkcası hiç kimse kendisine yapıştırdığı olumsuz etiketi(başarısız,ezik,şişman,aptal,tembel) benimsemek istemez. Dolayısıyla bu düşünce tarzına göre tek alternatif; kendine daha fazla baskı uygulamak, daha büyük taleplerde bulunmak ve hatalara, kusurlara ya da sizi en iyi performans gösteren kişi olmaktan alıkoyan her şeye karşı tahammülsüz olmaktır.
Toksik anne-babanızdan çocukluğunuzda sizden esirgenen sevgi ve şefkati her talep edişinizde susuz bir kuyudan su çekmeye gitmiş gibi oluyorsunuz. Ne yaparsanız yapın, kovanız boş çıkacak.
Birçok insan kendisi için önemli olan birini ya da bir şeyi kaybettiği zaman yas tutmaz; ondan "güçlü" olması beklenir ya da kendisini bir başkasına bakmak zorunda hisseder, o kişinin sorumluluğunu üstlenir. Zamanında yas tutmayan bu insanlar bir gün mutlaka duygusal bir kriz yaşayacaklardır.
Kadınlar öfkelerini göstermemeleri konusunda toplum tarafından kodlanırlar. Kadınlar ağlamakta, yas tutmakta, mutsuz olmakta, hassasiyet göstermekte serbesttirler, fakat öfkelerini gösteremezler. Bu yüzden birçoğu kendilerine hayat arkadaşı olarak, öfkelerini dışa vurabilen kişileri seçerler. Böylece bastırdıkları öfkeyi biraz da olsa, eşleri aracılığıyla dışa vurabilirler. Malesef kolayca öfkelenen erkeklerin çoğu da kısıtlayıcı, kıskanç ve şiddete başvurabilen erkeklerdir.