Bu gözler, baktığı zaman gören, gördüğü şeyin hayâlini ayna gibi içine aksettiren bu gözler nerede?
Onlar birer fincan renkli suydu.
Toprağa döküldü.
Buhar olup bulutlara karıştı...
Yaşamıyoruz. Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz. Mendilimiz, gömleğimiz, potinlerimiz kadar yaşamıyoruz. Bir sigara kağıdını şu masaya koy, üstüne bir taş bırak, kapıları kapa ve git. Üç yüz sene sonra gel, yerinde bulursun. Belki sararmış, belki buruşmuş, fakat yine o. Bir sigara kağıdı kadar yaşayamıyoruz. Kefenimizden evvel çürüyoruz.
En derin şeyler asla değişmedi; ilk karşılaşmamızdaki o yakınlık, tanıma hissi, o tutku; hepsi hâlâ aynı ve sonsuza dek de öyle kalacak. Ben buna kader diyorum.
Başkalarıyla Tanrı üzerine konuşmak insan ruhunun en derin ihtiyaçlarından biridir. Tanrı'nın mahiyetini tam anlamıyla kavrayamayız çünkü O, bizim idrakimizin ötesinde var olan bir hakikattir. Ama yine de O'nun dünya üzerindeki yansımaları aracılığıyla bilincimizi büyümeye açabiliriz.